2 Kasım 2020 Pazartesi

İşverenler için son faz, son uyarı

2019 Ocak ayı 5 ila 9 çalışanı olan işverenler için OKS’ye dahil olma zamanıydı. Bu, OKS’nin kademeli geçişte öngörülen son fazı. Bu dönemde üç farklı grup işveren, OKS kapsamına giriyor:

# Mevzuatın öngördüğü kademeli geçişe göre, Ocak 2019’da sistem kapsamına giren, 5-9 çalışanı olanlar,

# Geçen temmuz ayında kapsama alanına girdiği halde, çalışanlarını OKS’ye dahil etmeyen, 10-49 çalışanı olanlar,

# Son olarak da 506 sayılı Kanunun geçici 20. Maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıklara, sosyal güvenlik primi ödeyen işverenler.

5-9 ÇALIŞANI OLANLAR

Bu yıl ocak ayı SGK bildirgesinde 5-9 çalışanı olan işverenler, çalışanlarım ilk defa OKS’ye dahil edecekler. Bu işverenlerde 1 Ocak 2019 itibariyle 45 yaşını doldurmayan çalışanlardan katkı payı kesintisi yapılacak. Bu kapsamda yaklaşık 400 bin işveren ve 2 milyona yakın çalışan var.

KAPSAMA GİRİP, ÇALIŞANLARI DAHİL ETMEYENLER

Geçen yılın temmuz ayında 10-40 çalışanı olan işverenler OKS kapsamına girdi. Yaklaşık 200 bin işverende, 3 milyon çalışan sisteme dahil edilmeliydi. Ancak OKS’nin kapsamına girdiğinin farkında olmayan veya ihmal eden işverenler, çalışanlarını sisteme dahil etmedi. Bununla ilgili mevzuatta ceza uygulaması söz konusu olmasına rağmen, işverenlere 27 Şubat 2019’a kadar bir anlamda af getirildi, süre tanındı. Bu işverenler, şubat sonuna kadar çalışanlarını OKS’ye dahil ederse, yükümlülüğünü yerine getirmiş varsayılacak. Peki, çalışanların yaşı nasıl hesaplanacak? Gecikmeli olarak çalışanlarını sisteme dahil edecek olan işverenlerde, personelin 45 yaşını doldurup doldurmadığının tespiti, 1 Ocak 2017 tarihi baz alınarak hesaplanacak.

SANDIKLARDA ÇALIŞANLAR

506 sayılı yasanın geçici 20. Maddesi kapsamında kurulmuş olan sandıklar da OKS kapsamına alındı. Bu maddeye istinaden faaliyette bulunan bankalar, sigorta ve reasürans şirketleri, ticaret odaları, borsalar veya bunların teşekkül ettikleri birliklerinin personeli de OKS’ye dahil edilecek. Çalışanların, 45 yaşını doldurup-doldurmadığınm tespiti, 1 Ocak 2019 tarihi baz alınarak hesaplanacak.

HANGİ BES ŞİRKETİ?

işverenler, öncelikle SGK bildirgesinde görünen personel sayısı üzerinden OKS kapsamında olup-olmadıklarını kontrol edecek. Eğer OKS kapsamına giriyorlar ise, bir bireysel emeklilik şirketiyle anlaşacaklar. SGK bildirgesinde yer alan on sekiz yaşından küçük, 45 yaşını doldurmamış çalışanlarını

(stajyerler, tam zamanlı-yarı zamanlı olduğuna bakmaksızın) OKS’ye dahil ederek ücretlerinden kesinti yapacaklar. Hangi bireysel emeklilik şirketiyle çalışılacağı konusu tamamen işverenin inisiyatifinde. Kendi çalışma şartlarına uygunluğu, çalışanlara sağlanacak faydaya göre, bir bireysel emeklilik şirketini tercih edecekler. Bireysel emeklilik şirketiyle, istenirse internet sitesi üzerinden, istenirse acenteler yoluyla veya telefonla iletişim kurarak çalışma sistemini oluşturacaldar.

İŞVERENİN YÜKÜMLÜLÜĞÜ

Peki, işverenler ne yapmalı? Yaptığı işlemin çalışanın geleceğine etki ettiğinin, çalışanın emekliliğinde ek gelir şağlayacağınm rahatı ve huzurunu hissetmeli. Çalışanlarını OKS’ye dahil etmeyi bir yükümlülükten kurtulmak veya bir cezadan kaçmak için değil, onların gelecekteki rahatı için yaptığının bilincinde olmalı. Olmalı ki, çalışanlarını sisteme dahil etmek, daha sonra da bu işlerin takibi, kendisine yük olmasın. Şimdiye kadar işverenleri cezayla falan korkutmanın bir işe yaramadığını gördük, öğrendik. OKS’yi işverenlere tekrar tekrar anlatmak, göstermek, öğretmek bütün sektörün görevi olmalıdır.

Türkiye, akıllı hastanelere yatırım yapıyor

 SAĞLIK sektörü, nüfusu yüksek bir ülke olarak Türkiye için verinin en çok biriktiği alanlar arasında yer alırken, ülkemizin sağlık turizminde son yıllarda ataklarda bulunması, dünyanın dört bir yanından turist akımna neden oluyor. Geçtiğimiz günlerde Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da bu konuya değinerek Türkiye’nin bu potansiyeli daha iyi değerlendirmek için dijital hastanelerin sayısının artırıldığına vurgu yaptı.

Sağlık Bakanlığı’nın ev sahipliğinde, Türkiye Sağlık Enstitüleri Başkanlığı’mn (TÜ-SEB) bilimsel desteğiyle gerçekleştirilen 6. Türk Tıp Dünyası Kurultayı’nda konuşan Koca, kamu hastanelerinin filmsiz ve kağıtsız olarak “dijital hastane” olma yolunda hızla ilerlediğini belirterek, akıllı hastane olma yolunda mesafe kat eden hastanelerin yanında, sağlık sisteminde yapay zeka da kullanılmaya başlandı. Bu geçiş, daha kolay ve daha doğru teşhise, en uygun tedaviye ulaşmada ve sağlıkta israfın önlenmesi yolunda önemli bir adım olacaktır” diye konuştu.

Türkiye’nin yerlileşme yolunda da hızlı adımlarla ilerlediğini ve biyoteknoloji alanında ciddi bir potansiyele sahip olduğunu ifade eden Koca, “HIMSS (Sağlık Bilgi Yönetim Sistemleri) Emram kriterlerine göre, seviye 6 hastane sayımız 167, Seviye 7 hastane sayımız ise üçe ulaştı. Avrupa’daki en ileri seviye beş dijital hastanenin üçü Türkiye’de. Türkiye, ABD’den sonra dünyada en çok dijital hastaneye sahip olan ülke konumuna yükseldi. Tüm bu gelişmelerle birlikte, ilaç, aşı, tıbbi cihaz ve biyomalzeme üretiminde dışa bağımlılığı azaltmak için yerlileşme ve millileşme yönünde büyük bir gayret içindeyiz. Bu nedenle kurultayımızın temasını da ‘Sağlıkta Biyoteknoloji Çalışmaları’ olarak belirledik. Biyoteknolojik çalışmalar, bugüne değin kullanageldiğimiz tanı ve tedavi yöntemlerini tamamen değiştirecektir. Bu alanda öncülüğü yakalayabilen ülkeler bilimsel avantajlarının yanında halk sağlığında ve ekonomide önemli kazanımlar elde edecektir” dedi.

BIST-100 Endeksi ne vaat ediyor?

 GEÇEN haftaki yazımızda BIST-100 endeksinin gerek kendi tarihsel ortalamalarına göre gerekse de emsal ülke borsalarma kıyasla son derece yüksek ıskontoyla işlem gördüğünü; mevcut risk/belirsizlik unsurlarının azalması ve/veya ortadan kalkması durumunda önemli bir tepki hareketi görülebileceğini ifade etmiştik. Makroekonomik göstergeler tarafında güçlenen kademeli toparlanma sinyallerinin de bu görüşümüzü destekleyen bir unsur olduğuna da atıfta bulunmuştuk. Bu hafta, olası olumlu senaryoda görülebilecek endeks seviyelerine dair farklı bakış açılarıyla bir fikir vermeye çalışacağız.

Eköriomi ve finansal piyasaların doğası gereği ekonomik büyüme, 6orsa performansı ve şirket kârlılıkları arasında güçlü bir ilişki bulunmakta. Endeks ve hisse fiyatlarını etkileyen çok sayıda etken olması nedeniyle bu göstergeler her ne kadar kendi başlarına yeterli değişkenler olmasa da bir referans niteliği taşıdığından görülebilecek olası endeks seviyelerine dair bir fikir verme anlamında faydalı olmakta. Bu noktadan hareketle, bu hafta 2019 ve 2020 yıllarına ilişkin BIST-100 endeks seviyelerinin erişebileceğe seviyelere dair bir fikir sahibi olabilmek adına basit istatistiksel modeller üzerinden yaptığımız tahminlerimiz paylaşacağız.

TARİHSEL BİR BAKIŞ

Tahmin ve sonuçlara geçmeden önce yaptığımız çalışmanın arka planında yer alan varsayım ve genel çerçeveyi kısaca özetlemeye çalışalım. Yatırım güdüsünün özünde getiri, yani kâr arayışı bulunduğundan; yatırımcıların istikrarlı ve güçlü kâr performansı sağlayan/sağlayacağına yönelik güçlü beklentiler bulunan şirket hisselerine yönelik ilgisi/talebi artmakta, artan talep de hisse fiyatlarını yani şirketin piyasa değerini artırıcı etkide bulunmakta. Endeks kapsamındaki şirketlerin piyasa değerleri de ilgili endeks seviyesinin temel belirleyicisi olmakta. Bu perspektiften, BIST-100 endeksi kapsamındaki şirketlerin toplam kârları ile toplam piyasa değerlerinin-bir göstergesi olan endeks seviyesi arasında güçlü bir ilişki bulunduğu yönünde bir iddia da bulunabiliriz.

Bu iddiayı test edebilmek adına, tarihsel olarak BIST-100 şirketlerinin ilgili dönemlerdeki toplam kârları ve BIST-100 endeks seviyelerine ilişkin verileri çeyreklik ve yıllık olarak derledik.

Yıllığa ek olarak çeyreklik verileri dikkate almamızın temel nedeni, görece kısıtlı sayıdaki yıllık veri setine kıyasla çeyrek verilerle daha geniş bir veri setiyle çalışmak olarak sunulabilir. Ayrıca, bilindiği gibi belirli periyotlarla bazı şirket hisseleri BIST-100 endeksi kapsamına alınırken, bazıları endeks kapsamından çıkarıldığı gibi bazı şirketlerin de kottan çıktığı görülebilmekte. Biz ulaşabildiğimiz veri seti içinde her çeyrek/yıllık dönemi kapsayan son tarih itibariyle geçerli olan BIST-100 kapsamındaki şirketler üzerinden hareket ettik. Dolayısıyla, BIST-100 toplam net kârı yaklaşık 100 şirket üzerinden elde edilebilmiş olsa da; daha eski tarihlere gidildikçe bu rakamın elde edildiği şirket sayısı 80 civarlarına kadar geriledi. Ancak, endeks içinde ağırlığı yüksek olan şirketlerin ölçekleri itibariyle kârlılıkta da büyük bir ağırlığa sahip olmasının bu durum kaynaklı sapmayı bir miktar azaltabileceğini düşünüyoruz. Son durum itibariyle BIST-30 endekindeki şirketlerin BIST-lOO’deki şirketlerinin toplam fiili dolaşımdaki piyasa değerinin yüzde 82’sini, toplam ana ortaklık net kârının da yüzde 78’ini oluşturduğunu not edelim. Ancak, yine aşağıda göstereceğimiz sonuçları yorumlarken bu tarz kısıtlar bulunduğunu bir kez daha hatırlatmakta; amacımızın nokta atış tahmin gibi bir beklenti oluşturmak değil sadece genel bir fikir verebilmek olduğunu bir kez daha ifade edelim.

Tarihsel olarak BIST-lOO’de işlem gören şirketlerin ilgili dönemlerdeki net kârı ile BIST-100 endeks seviyesi arasındaki ilişki aşağıdaki grafiklerde gösterilmiştir (yıl ve çeyrek bazında periyotlarda).

Bu ilişki ile 2019 ve 2020 yıllarına ilişkin rakamları, Bloomberg Terminalde yer alan konsensüs BIST-100 kâr değişim konsensüs beklentileri baz aldık (2019’da yıllık bazda yüzde 11 kâr daralması, 2020’de yüzde 11.5 kâr büyümesi).

Basit ekonometrik modeller üzerinden tarihsel ortalama ve korelasyonlardan hareket ederek yaptığımız hesaplamalar 2019 için 122 bin, 2020 için 136 bin endeks seviyelerini işaret etmekte. Bu rakamların, geçen haftaki yazımızda ifade ettiğimiz BIST-100 endeksinin piyasa çarpanları üzerinden yaklaşık yüzde 35-40 civarında bir ıskontoya sahip olduğu sonucuyla da uyumlu olduğunu söyleyebiliriz. Ancak, herhangi bir yanlış bir beklenti oluşturmamak adına; net kârın endeks seviye tahminine ilişkin önemli bir gösterge olmakla birlikte tek başma yeterli bir gösterge olarak görülemeyeceğini; tahmin için baz alınan konsensüs beklentilerin dönem dönem önemli değişiklikler gösterebildiğini dc hatırlatmakta fayda var. Ancak, önceki haftaki yazılarımızda da değindiğimiz gibi küresel bazda merkez bankalarından gelen genişleyici adımlar ile Türkiye ekonomisinin dengelenme sürecinden kademeli toparlanma sürecine geçmekte olması gibi gerekçelerle TL varlıkların önemli bir potansiyel taşıdığı yönündeki görüşümüzü koruduğumuzu belirtelim.

UZUN VADEDE POTANSİYEL YÜKSEK

Toparlamak gerekirse, gelişen piyasalara sermaye hareketlerini destekleyici yönde şekillenen küresel finansal koşulların yanı sıra, Türkiye ekonomisinde yaklaşık bir yıldır devam eden dengelenme eğiliminin yerini kademeli bir iyileşmeye bırakacağı yönündeki beklentimiz, Türk varlıkların değerlemeler açısından cazip seviyelerde olması, geçen yıl gözlenen yüksek oynaklığın ardından TL’nin görece istikrarlı bir görünüm sergilemesi, beklenen toparlanmamı! ülke risk primini azaltıcı yönde etki etme potansiyeli gibi unsurları dikkate alarak Borsa İstanbul’un orta-uzun vadede önemli bir getiri potansiyeli taşıdığını düşünmekte ve 2020 yılında endeksin 125,000 ve üzeri seviyelerine doğru hareketlenmesini olası görüyoruz. Bu doğrultuda endeksle korelasyonu yüksek olan ve uzun süredir iskontolu seviyelerde işlem görmekte olan şirket hisselerinde pozisyon alınmasının/artırılmasının düşünülebileceğini söyleyebiliriz.

önceki haftalarda olduğu gibi bu hafta da BIST-30’da yer alan şirketlerin net satışlar; Faiz, Amortisman, Vergi öncesi Kâr (FAVÖK) ve net kârlarına yönelik beklenti-gerçekleşme rakamlarını tablo hâlinde ve sonuçlar açıklandıkça güncelleyerek paylaşmayı sürdürüyoruz. Bu tabloda net satış, FAVÖK ve net kâr kalemlerine yer veriyoruz. Bu kalemler altındaki “3Ç19” sütunları bu yazı hazırlanana kadar sonuçlan açıklanmış olan şirketlerin gerçekleşen rakamlarım gösterirken; “Tahmin” sütunları konsensüs tahmin olarak adlandırdığımız kurumların/analistlerin tahmin ortalamasını; “2Ç19” sütunları bir önceki çeyrekteki gerçekleşmeleri; “3Ç18” sütunları geçen yılın aynı çeyreğindeki gerçekleşmeleri göstermekte. Tablonun en sağında, “Tahmin Sayı” sütununda ise konsensüs tahminlerin toplam kaç kurumun/analistin tahmin ortalaması olduğunu göstermektedir. Tabloda yer alan şirketleri “muhtemel” finansal sonuç açıklama tarihlerine göre sıraladık. Bu tablodaki konsensüs tahminlerin, piyasadaki genel beklentiler hakkında fikir veren birer gösterge olduğunu; beklentilerin güçlü/zayıf olmasının açıklanacak gerçekleşmelerin de benzer şekilde güçlü/zayıf olmasına yönelik bir garanti vermediğini belirtelim.

Üç yılda 30 mağaza açmayı hedefliyor

Türkiye'nin en köklü e-ticaret firmalarından biri olan İstanbul Bilişim, 2019'dan itibaren ülke genelinde mağazalaşma atağına kalkıyor. Şirket, İstanbul'daki mevcut iki mağazasına sekiz mağaza daha ekleyerek 2019'u 10 mağaza ile kapatmayı planlıyor. Önümüzdeki üç yılda ise mağaza sayısının 30'a çıkarılması hedefleniyor.

İstanbul'daki ilk mağazasını 2002'de Mecidiyeköy'de açan şirket, 2002-2011 yılları arasında başta notebook olmak üzere panel TV ile projeksiyon cihazı satışı yaptı. 2011 yılından sonra tüketici elektroniği ile mobil telefon cihazlarını da ürün gamına ekleyen İstanbul Bilişim'in 45 binin üzerinde ürünü bulunuyor.

BÜYÜMEYE GAZ VERDİ

İstanbul Bilişim'in yönetim kurulu başkanlığını Ediz Akın yapıyor. 2010 yılına kadar tekstil ticaretiyle uğraşan Akın, elektronik ile tanışarak 2012 yılından itibaren Almanya'dan Türkiye'ye toptan elektronik ürün satışına başladı. Akın, 2017 Eylül ayında İstanbul Bilişim'in yüzde 10O'ünü satın alarak Türkiye'deki büyüme planlarına yeni bir yön verdi.

Ediz Akın, İstanbul Bilişim'i satın aldıktan sonra geçen 1,5 yıl içinde şirketin cirosunu yüzde 30 artırdıklarını ve 130 milyon TL'ye çıkardıklarını ifade ediyor. Akın, "Bunun yanında ürün portföyümüzü genişlettik, sadece elektroniğe bağlı kalmadık. Spor aletleri, anne-çocuk grubu gibi ürünleri de hizmete sunduk" diyor.

İstanbul'da Çağlayan ve Airport AVM'de iki adet mağazası bulunan İstanbul Bilişim'in yeni dönem stratejisi ise mağazalaşarak büyümek olacak. İnternet sitelerinden aylık olarak yaklaşık 3,5 milyon müşteri çektiklerini ifade eden Ediz Akın, yeni dönemde internet ile birlikte ülke çapında mağaza sayısını hızla artırmayı planladıklarını söylüyor. Geçen yıl dövizdeki dalgalanmadan dolayı dört olan mağaza sayılarını ikiye indirdiklerini anlatan Akın, 2019'da ise mağazalaşma stratejisine geri döndüklerine işaret ediyor.

ANADOLU HEDEFTE

İstanbul Bilişim, ilk etapta İstanbul'da mağazalaşmayı planlıyor ama daha sonra Anadolu'ya da yayılmayı hedefliyor. Ediz Akın, mağazaların 100 metrekareyi geçmeyeceğini ve franchise vermeyeceklerini ifade ediyor.

Ediz Akın, yeni dönemde online satış yaptıkları ürünlerde de çeşitliliğe gideceklerini dile getiriyor. Akın, "Anne ve çocuk ürünleri çeşitliliğini arttırmaya çalışıyoruz. Ayrıca kuru gıdaya girip girmeme konusunda da karar aşamasındayız" şeklinde konuşuyor.

İndirimden, nakit sermaye artırımı yapan şirketler yararlanıyor

Şubat ve mart ayları gelir vergisi mükellefleri için beyan dönemi. Şirketler ise kurumlar vergisi beyannamelerini nisan ayında veriyorlar. Ama kurumlar vergisi ile aynı döneme ilişkin geçici vergi beyannameleri geçtiğimiz hafta başına kadar verildi, peşin vergiler ödendi.

Bu hafta, hem son dönem geçici vergi, hem de kurumlar vergisi beyannamesinde yararlanılabilen bir indirim uygulamasına değinmek istiyoruz. Nakdi sermaye artırımına ilişkin indirim.

Bu uygulamayı kısaca, şirketlerin nakit olarak artırdıkları'sermaye tutarı üzerinden hesaplanan faizin yarısının, ,-kurumlar vergisi beyannamesinde matrahtan düşülmesi olarak tanımlayabiliriz. Nakdi sermaye artışlarının teşvik edilmesi amacıyla 2015 yılından beri uygulanıyor.

İndirim hakkından sadece sermaye şirketleri yararlanabiliyor. Yani anonim ve limited şirketler için geçerli. Ancak bankalar, finansal kiralama, faktoring ve finansman şirketleri ile varlık kiralama şirketleri ve sigorta şirketleri gibi finans sektöründe faaliyet gösteren kurumlar ile kamu iktisadi teşebbüsleri bu indirim imkanından yararlanamıyorlar.

NAKİT SATIŞ OLMALI

indirim sadece, nakdi sermaye artışı yapıldığında uygulanabiliyor. Nakdi sermaye artışı da, sermaye şirketlerince ilgili hesap döneminde ticaret siciline tescil edilmiş olan ödenmiş veya çıkarılmış sermaye tutarlarındaki nakdi artışlar ile yeni kurulan sermaye şirketlerinde ödenmiş sermayenin nakdi olarak karşılanan kısmı olarak tanımlanıyor.

BANKA DEKONTU ŞART

Sermaye artırım tutarının ortaklar tarafından nakit olarak şirketin banka hesabına fiilen yatırıldığına dair ilgili banka şubesi tarafından onaylanmış banka hesap özetinin kurumlar vergisi beyannamesi ile birlikte vergi dairesine ibraz edilmesi gerekiyor. Belge kağıt ortamında veya elektronik ortamda verilebiliyor. Ancak kurumlar vergisi beyan süresi içinde (25 Nisan'a kadar) verilmesi gerektiği unutulmamalı.

BİLANÇO İÇİ KALEMLER

Bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu şeklinde gerçekleştirilen sermaye artışları nakdi artış olarak kabul edilmiyor. Bu nedenle örneğin nakit ihtiyacını karşılamak için ortaktan alınan borcun ödenmeyerek sermayeye ilave edilmesi durumunda, bu da bilanço içi kalemlerin birbiri içinde mahsubu kabu ediliyor ve indirim tutarının hesabında dikkate alınamıyor.

Aynı şekilde sermaye şirketlerinin özkaynakları içerisinde yer alan; dönem kârı veya geçmiş yıl kârları, olağanüstü yedekler, yasal yedekler ve enflasyon farklarının sermaye artışında kullanılması durumunda da, bir nakdi sermaye artışından söz edilemeyeceği için indirim imkanından yararlanılamıyor.

ORTAK BORÇ ALMIŞSA

Ortaklar veya ortaklarla ilişkili olan kişiler, iştiraklerinde sermaye artışı yapılırken, yatıracakları sermaye paylarını özkaynaklarından karşılamaları gerekiyor. Nakit olarak yatırılan sermaye payını, kredi kullanarak veya borç alarak temin etmişlerse, sermayesi artan kurum indirim imkanından yararlanamıyor.

Düzenlemenin en çok tartışılan bölümü burası. İşletmelerin belli bir miktar özkaynağı olsa da faaliyetlerini genellikle borçla finanse ettikleri biliniyor. Bu durumda olan bir şirket iştirakindeki nakit sermaye artışına katıldığı durumda, artırılan sermaye payının hangisinden karşılandığına nasıl karar verilecek? Şirketlerin hangi harcamayı hangi kaynaktan karşıladığına dair bir hesap tutma, bunu belirleme görevi de olmadığına göre, sermayesi artan şirketin indirimden yararlanıp yararlanamayacağı konusu hala gizemini koruyor.

Diğer taraftan indirim hakkından yararlanacak olan şirketin, ortağının (özellikle de yabancı ortağının) sermaye payını hangi kaynaktan karşıladığını araştırma ve tevsik etme (belgeleme) zorunluluğu olup olmadığı, varsa hangi belgelerle tevsik edilebileceği de tereddüt yaratan bir başka konu. Uygulamanın usul ve esaslarını belirleyen tebliğde bu ve buna benzer tereddütlü konularla ilgili maalesef herhangi bir açıklama bulunmuyor.

FAİZ ORANI

İndirim tutarının hesaplanmasında kullanılan faiz oranı yasada, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından indirimden yararlanılan yıl için en son açıklanan "Bankalarca açılan TL cinsinden ticari kredilere uygulanan ağırlıklı yıllık ortalama faiz oranı" olarak tanımlanıyor.

2018 yılı için bu oranı, TCMB'nin internet sitesinde yüzde 27,04 olarak görebiliyoruz. Bugüne kadar Gelir idaresi Başkanlığı da her yıl, genellikle son geçici vergi beyan tarihinden önce bir sirkülerle bu oranı duyuruyordu. Bu yıl (yazımızın hazırlandığı tarih itibarıyla) konuya ilişkin henüz bir sirküler yayınlanmadı. Mükellefler de 4. geçici vergi beyannamelerinde TCMB'nin internet sitesinde yer alan oranı kullanarak indirim tutarlarını hesapladılar.

NASIL HESAPLANACAK?

Öncelikle nakit olarak artırılan sermaye tutarının (yeni kurulan şirketlerde ödenmiş sermayenin nakit olarak karşılanan kısmının) yukarıdaki faiz oranıyla (yüzde 27,04) çarpılması gerekiyor. Bulunan tutarın yüzde 50'si beyannamede indirim olarak dikkate alınabilecek yıllık tutarı veriyor. (Bakanlar Kurulu geçtiğimiz yıllarda, halka açık şirketlerle, artırılan sermayeyi yatırım teşvik belgeli üretim ve sanayi tesisi yatırımlarında kullanan mükellefler için yüzde 50 oranı yerine daha yüksek oranlar belirledi.)

Nakdi sermayenin yıl içerisinde ödenmesi durumunda indirim tutarı, ödemenin yapıldığı ay kesri tam ay sayılmak suretiyle hesap döneminin kalan ay sayısına göre hesaplanıyor.

Örneğin bir anonim şirket tarafından 2018 Nisan ayında 5 milyon liralık nakit sermaye artışı yapılmasına karar verilmiş ve ortaklar tarafından söz konusu tutarın tamamı aynı ay içerisinde ödenmiş olsun. Bu durumda beyannamede matrahtan indirilecek tutar aşağıdaki şekilde hesaplanıyor:

Yukarıda hesaplanan tutar şirketin kârda olması durumunda beyannamenin "Kar olması halinde indirilecek istisna ve indirimler" bölümüne yazılacak. 2018 yılı için kurumlar vergisi oranı yüzde 22 olduğuna göre, bu indirim sayesinde kurum 111 bin 540 liralık bir vergi avantajı sağlamış oluyor.

ZARARSA DEVREDİYOR

Şirketin zararda olması ya da yeteri kadar kârı bulunmaması durumunda hesaplanan indirim tutarı, herhangi bir endekslemeye tabi tutulmaksızın gelecek yıllara devrediyor. Devreden tutar beyannamede ayrıca gösteriliyor. Bir süre sınırlaması da yok. İleride kâr oluşan dönemde indirim hakkından yararlanılabiliyor.

Şirket kâr da zarar da etmiş olsa, nakdi olarak artırılan sermaye tutarı ile indirime konu edilecek tutara ilişkin bilgilerin ayrıca kurumlar vergisi beyannamesi ekinde bildirilmesi de gerekiyor.

SADECE BİR YIL DEĞİL

indirim sadece nakdi sermaye artışının gerçekleştirildiği yıl için geçerli değil. Takip eden yıllarda da, şirket devam ettiği sürece (sermaye azaltımı yapılmaması şartıyla) bu indirim hakkı devam ediyor. Sonraki yıllarda indirilecek tutarlar hesaplanırken, sermaye artışının yapıldığı yıldaki değil, TCMB tarafından beyannamenin ait olduğu yıla ilişkin olarak açıklanan faiz oranı kullanılıyor.

Yukarıdaki örnekte ödeme nisan ayında olduğundan, 2018 yılı için indirim imkanından dokuz aylık yararlanılabil-mişti. 2019 ve takip eden yıllarda ise bu sermaye artırımına ilişkin yıllık olarak hesaplanan tutarlar ilgili yıl kurumlar vergisi matrahlarından düşülebilecek. Örneğin 2019 yılında faiz oranının yüzde 20 olarak açıklandığını varsayalım. 2019 yılına ilişkin kurumlar vergisi matrahından 500 bin lira (5.000.000 x % 20 x % 50) indirilebilecek. Bu da ilgili yıl, yüzde 22 kurumlar vergisi oranına göre 110 bin liralık bir vergi avantajı anlamına geliyor.

23 Ağustos 2020 Pazar

Haziran ayına başlarken piyasa görünümü

BU haftaki yazımızda, yeni bir aya da başlıyor olmamız ve yakın dönemde hisse senedi piyasalarında oluşan görece iyimserliğin etkisiyle bir durum değerlendirmesi yapmayı tercih ediyoruz. Öncelikle salgın hastalığa ilişkin gelinen son durumu göstermek için bir süre önce yine bu köşede paylaştığımız bazı grafikleri güncelledik. Aşağıdaki grafikte ABD, Çin, Avrupa (Almanya+Fransa+Ispanya +îtalya), İngiltere ve Türkiye’deki “aktif vaka sayısı (Toplam Vaka-Îyileşen-Vefat)” gelişimi gösteriliyor. Son durum itibariyle ülkemizde ve Avrupa Bölgesi’nde salgındaki ilk dalgamn geride kaldığını söylemek mümkün. Diğer grafikte Türkiye’nin salgınla mücadelesine biraz daha yakından bakmaya çalıştık. Bu doğrultuda tek grafik üzerinde sol eksende kümülatif rakamlar üzerinden “Pozitif Vaka/Yapılan Test” oranını, sağ eksende de “Rutin Tedavi (Aktif Vaka-Yoğun Bakım-Entübe) / Aktif Vaka” oranmın gelişimini gösterdik. 

Yapılan test içindeki pozitif vaka sayısı yüzde 10’un altına gerilerken; aktif vakaların yüzde 96’dan fazlasının rutin tedavi olarak adlandırdığımız, yani yoğun bakım ve entübe harici, şekilde tedavilerinin devam ettiği görülüyor. Her iki göstergede de mevcut eğilimlerin bozulmaması, tedbirlerde beklenen kademeli gevşeme sürecinin aksamaması açısından oldukça önemli. Salgına ilişkin hâlen etkin bir tedavi yöntemi ya da genel kullanıma yönelik bir aşı bulunmadığından yeni bir dalga olup olmayacağı veya en kötünün geride kalıp kalmadığına ilişkin net öngörülerde bulunmak hâlen zor olsa da, mevcut görünüm itibariyle birçok ülkedeki sosyal mesafe/izolasyon tedbirlerinde gevşeme adımlarının görülmeye başlandı. Bu durum ekonomik aktiviteye ilişkin beklentilerdeki karamsarlığın bir nebze de olsa duraksamasını hatta bir miktar azalmasını da beraberinde getirdi. Türkiye’ye ilişkin yüksek frekanslı verilerde de Nisan ayma kıyasla Mayıs ayında kısmen de olsa bir iyileşme görüldüğünü söylemek mümkün. Ancak, bu kısmi iyimserliğin gücü ve devamlılığı kontrollü sosyal hayat sürecinde salgının izleyeceği seyre, ekonomik teşviklere ve insanların ekonomiye ilişkin güvenlerindeki seyre bağlı kalmaya devam edecek diyebiliriz. 

PİYASALARDA İYİMSER HAVA VAR

Yakın dönemde mevcut tedbirlerde gevşeme adımlarının gözlenmeye başlaması, ağırlıklı olarak beklentilerin fiyatlanması prensibi doğrultusunda hareket eden finansal piyasalarda da görece iyimser bir hava oluşmasını sağladı. Aşağıdaki grafikte MSCI Dünya, MSCI Gelişmekte Olan Piyasalar ve BIST-100 endekslerinin 2019 yılsonundan 27 Mayıs 2020 tarihine kadar olan performanslarını karşılaştırmalı olarak gösterdik. Sağlıklı bir karşılaştırma yapılabilmesi açısından bu endekslerin 30 Aralık 2019’daki değerlerini 100’e eşitledik ve BIST-100 endeksi değerlerini de yerel para yerine dolar cinsinden ele aldık. Salgının küresel çapta hızlı bir yayılma gösterdiği ve piyasalardaki endişelerin arttığı süreci kırmızı kesikli çizgilerle vurguladık. Küresel çapta panik satışların ön planda olduğu bu dönemin yaklaşık olarak 20 Şubat-23 Mart arasına karşılık geldiği görülüyor. Salgının kontrol altına alınmaya başladığı ve mevcut sosyal mesafe tedbirlerinde gevşemeye gidilebileceğine yönelik beklentilerin ağırlıklı olarak 23 Mart itibariyle fiyatlara girmeye başladığını söylemek mümkün. Tabii, tam da bu tarihlerde Fed’in ucu açık (diğer bir tabirle sınırız) parasal genişleme hamlesi ve ABD’deki 2 trilyon dolarlık teşvik paketine yönelik olumlu beklentilerin de risk iştahını önemli ölçüde desteklediğini söylemek mümkün. 

Salgın hastalık endişeleri ve sonrasında ilk gelen ilk tepki hareketinin grafikte “V” harfine benzer bir toparlanma şeklinde başladığı ancak devamında bir miktar duraksayıp “U” harfine benzer bir toparlanmayı işaret ettiği görülüyor. Bu durumun sosyal mesafe tedbirlerinde beklenen gevşemeyle birlikte yeni bir dalga görülüp görülmeyeceğine yönelik endişeler ile gecikmeli olarak açıklanan ekonomik verilerle birlikte ekonomilerde oluşan tahribatın yavaş yavaş ortaya çıkmasından kaynaklandığı düşünülebilir. Diğer taraftan, küresel çapta hem para politikası hem de maliye politikasında açıklanan son derece güçlü teşviklerin de oluşan görüntü üzerindeki etkisini not etmekte de fayda bulunmakta. Yukarıda değindiğimiz gibi hâlen salgına karşın etkin bir tedavi/aşı bulunmadığından, ekonomik aktivite tarafında da borsalarda şimdilik oluşan “V” - “U” benzeri mi yoksa “L”, “W” ya da !V” harfleriyle simgelenen bir toparlanma eğilimi göreceğimizi söylemek hâlen güç. Yandaki grafikte kırmızı çizgilerle ayırdığımız 2019 yılsonundan 20 Şubat’a kadar olan pandemi etkilerinin ağırlıkla Asya Bölgesiyle sınırlı kaldığı dönem, 20 Şubat-23 Mart arasındaki pande-miye ilişkin negatif fiyatlamanın ağırlıklı olarak ABD, Avrupa ve Türkiye’de etkili olduğu dönem ve 23 Mart itibariyle küresel çapta dipten dönüş fiyatlamasının öne çıktığı dönem boyunca küresel hisse senedi piyasalarının sergilediği dolar bazlı performans aşağıdaki tabloda karşılaştırmalı olarak gösterilmiştir: 

BORSA İSTANBUL'DA DURUM 

Aynı tarihlerde Borsa İstanbul’da görülen fiyatlamaya ilişkin detayları yansıtabilmek maksadıyla aynı tarihlerde BIST-30 hisselerinin performansını da aşağıdaki tabloda gösterdik: Yeni bir aya başlayacak olduğumuz haftanın başında, mevsimsellik ve olası anomalilere dair bir ön fikir edinebilmek adına tarihsel performanslara da göz atmakta fayda var. Tarihsel ortalama getiriler (her ne kadar geçmiş istatistikler gelecekte de aynı performansın yaşanacağına dair bir garanti sunmasa da), BIST-100 endeksinin Haziran aylarında genel olarak yataya yakın bir performans göstermekte. Pandemi sürecinin oluşturduğu etkilerin, yakın dönemde tarihsel istatistiklerin işaret ettiğinden farklı gerçekleşmelere yol açabildiğini de ifade edelim. Ekonomik takvime bakıldığında, Haziran ayı boyunca küresel çapta açıklanacak PMI, enflasyon, sanayi üretimi, dış ticaret, istihdam vs. gibi rutin verilerin büyük ölçüde pandemi dönemine ilişkin etkileri yansıtacak olması nedeniyle son derece önemli olduğu söylenebilir.

4 Haziran’da Avrupa Merkez Bankası, 10 Haziran’da Fed, 16 Haziran’da Japonya Merkez Bankası, 18 Haziran’da İngiltere Merkez Bankası ve 25 Haziran’da TCMB faiz kararlarının takip edilecek. Buna ek olarak, aylık ekonomik takvimde öne çıkan diğer bazı tarihler 5 Haziran Moody’s Türkiye Kredi Notu planlı gözden geçirmesi, 9-10 Haziran OPEC-OPEC+ toplantıları, 10-12 Haziran G-7 Zirvesi olarak not edilebilir. Salgına ilişkin yakın dönemde öne çıkan kontrol altına alınıyor algısının devam etmesi finansal piyasalardaki iyimser havanın devam etmesini sağlayabilir. Ancak, bu pandemi sürecinde oluşan tahribatın ekonomik aktivite üzerindeki etkileri ile bu süreç boyunca bir geri planda kalan/bekletilen bazı sorunların gündeme gelme riski (örneğin ABD-Çin arasında yakın dönemde artan gerginlik, pandemiye karşı Avrupa Birliği ülkeleri içinde özellikle erken dönemde güçlü ve ortak bir tepki verilememesi vs.) hisse senedi piyasalarındaki mevcut iyimser havanın gölgelenmesine neden olabilir. Diğer taraftan, mevcut tedbirlerde gözlenen gevşemenin yeni bir salgm dalgası riskini ortaya çıkarması da piyasalarda yeni bir düzeltme dalgasına yol açabilir. Özetle, oldukça sıkıntılı/stresli geçen birkaç aylık dönemin ardından oluşan iyimser eğilimlere en azından bir süre daha temkinli yaklaşmakta fayda olacaktır.

Ekonomistler toparlanmanın yılın ikinci yarısında başlamasını bekliyor

TÜRKİYE ekonomisi 2019’un ilk çeyreğinde yüzde 2.6 daraldı. Ekonomideki daralma yatırım ve özel tüketimden kaynaklandı. Yatırım harcamalarının yıllık bazda yüzde 13 daraldığı ilk çeyrekte, makine-teçhizat yatırımları yüzde 11.3 geriledi. Devletin nihai tüketim harcamalarının yüzde 7.2 arttığı ilk çeyrekte, yerleşik hane-halklarınm ve hanehalklarına hizmet eden kar amacı olmayan kuruluşların (HHKOK) toplam nihai tüketim harcamaları yüzde 4.7 azaldı. Bu dönemde hanehalkı nihai tüketim harcamaları alt gruplarında yüzde 19.5 oranıyla en fazla daralan grup dayanıklı mallar oldu. Yarı dayanıklı mallar yüzde 18.2, hizmetler yüzde 1.2 küçüldü. Dayanıksız mallar ise yüzde 1.6 ile artış gösteren tek grup oldu. İlk çeyrekte ihracatın büyümeye katkısı sürdü. 

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜ1K) 2019 birinci çeyrek Dönemsel Gayrisafi Yurt İçi Hasıla (GSYH) verilerine göre, mal ve hizmet ihracatı, 2019 birinci çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine kıyasla zincirleme hacim endeksi olarak yüzde 9.5 artarken ithalatı ise yüzde 28.8 daraldı. Yılın ilk çeyreğinde tarım sektörü toplam katma değeri yüzde 2.5 artarken, sanayi sektörü yüzde 4.3 ve inşaat sektörü yüzde 10.9 azaldı. İlk çeyrekte imalat sanayindeki daralma bir önceki çeyreğe göre hız kaybederek yıllık bazda yüzde 4.7 oldu. 2018 yılı son çeyreğinde sanayi sektörü yıllık bazda yüzde 6.4, imalat sanayi yüzde 7.4. inşaat sektörü yüzde 8.7 daralmıştı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri birinci çeyrekte yıllık bazda yüzde 4 geriledi. öncü göstergelerin üçüncü çeyrekten itibaren ekonominin büyüme sürecine girebileceğine işaret ettiğini vurgulayan ekonomistler, yılın tamamında yüzde l’e yakın bir büyüme görülebileceğini söylüyor. 

ÖNCEKİ ÇEYREĞE GÖRE YÜZDE 1.3 BÜYÜME 

 Üretim yöntemiyle GSYH tahmini, 2019 yılının birinci çeyreğinde cari fiyatlarla yüzde 16 artarak 914 milyar 699 milyon TL oldu. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2019 birinci çeyreğinde geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2.3 azaldı. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2019 ilk çeyrekte bir önceki çeyreğe göre yüzde 1.3 arttı. GSYH bir önceki çeyreğe göre 2018’in ikinci çeyreğinde yüzde 0.1, üçüncü çeyreğinde yüzde 1.5, dördüncü çeyreğinde yüzde 2.4 daralmıştı Bazı ekonomistlere göre çeyreklik büyüme, arka arkaya üç çeyreklik daralmanın ardından ekonominin teknik resesyondan çıktığı şeklinde değerlendirildi. Kredi büyümesinde ılımlı bir toparlanma gözleniyor. Merkez Bankası’nca yayımlanan yılın ilk finan-sal istikrar raporunda, 2019’un ilk çeyreğinde, 2017’de kullandırılan Kredi Garanti Fonu (KGF) kefaletli kredilerin getirdiği yüksek baz etkisinin geride kalması, KGF kefaletli yeni paketlerin kullanıma açılması, banka kredi arz koşullarının kamu bankaları öncülüğünde bir miktar gevşemesi, bireysel kredilerde çeşitli düzenlemelerin ve kredi kampanyalarının hayata geçirilmesi sonucunda yıllık kredi büyümesinde ılımlı bir toparlanma eğilimi izlendiği ifade edildi. Rapora göre son dönemde açıklanan veriler ekonomideki dengelenme eğiliminin devam ettiğini gösteriyor. Artan mal ve hizmet ihracatının katkısıyla cari dengedeki iyileşmenin sürmesi bekleniyor. Küresel ölçekte büyüme yavaşlarken iktisadi politika belirsizlikleri yüksek seyretti. 

İHRACAT NİSAN'DA YÜZDE 4.6 ARTTI TÜIK 

ile Ticaret Bakanlığı işbirliğiy-le oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre, ihracat 2019 Nisan’da, 2018’in aynı ayma göre yüzde 4.6 artarak 14 milyar 480 milyon dolar, ithalat yüzde 15.1 azalarak 17 milyar 462 milyon dolar oldu. Bu dönemde dış ticaret açığı yüzde 55.6 azalarak 2 milyar 982 milyon dolara geriledi. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2018 Nisan’da yüzde 67.4 iken, 2019 Nisan’da yüzde 82.9’a yükseldi. Yılın ilk dört ayında ihracat yüzde 3.1 artışla 56 milyar 705 milyon dolar, ithalat yüzde 19.4 azalışla 66 milyar 482 milyon dolar düzeyinde gerçekleşirken, dış ticaret dengesi yüzde 64.4 azalışla 9.78 milyar dolar açık verdi. Tüketici ve üreticilerin genel ekonomik duruma ilişkin değerlendirmelerini, beklenti ve eğilimlerini özetleyen bir bileşik endeks olan ekonomik güven endeksi Mayıs’ta bir önceki aya göre yüzde 8.5 azalışla 77.5 oldu. Ekonomik güven endeksinin 100’den küçük olması genel ekonomik duruma ilişkin kötümserliği gösteriyor. Ekonomik güven endeksindeki azalış, tüketici, reel kesim, hizmet, perakende ticaret ve inşaat sektörü güven endekslerindeki düşüşlerden kaynaklandı. TÜÎK geçen hafta motorlu kara taşıtları verilerini de açıkladı. Buna göre Nisan’da 54 bin 322 taşıtın trafiğe kaydı yapılırken, 17 bin 947 taşıtın kaydı silindi. Nisan’da trafikte artan taşıt sayısı 36 bin 375 oldu. Ocak-Nisan döneminde ise 213 bin 541 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı, 70 bin 535 adet taşıtın trafikten kaydı silindi. Böylece trafikteki toplam taşıt sayısı 143 bin 6 adet arttı. 

 BİTKİSEL  ÜRETİMİ ARTACAK 

TÜÎK verilerine göre, bitkisel üretim miktarlarının 2019 yılının ilk tahmininde bir önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 5.4 artışla 67.9 milyon tona, sebzelerde yüzde 2.7 artışla 30.8 milyon tona, meyveler, içecek ve baharat bitkilerinde yüzde 5.8 oranında artışla 23.6 milyon tona ulaşacağı tahmin edildi. Yapılan tahminlere göre 2019’da tahıl ürünleri üretim miktarının yüzde 1.1 artışla 34.8 milyon ton, buğday üretiminin yüzde 2.5 azalışla 19.5 milyon ton, arpa üretiminin yüzde 7.1 artışla 7.5 milyon ton, çavdar üretiminin değişim göstermeyerek 320 bin ton, yulaf üretiminin yüzde 1.9 artışla 265 bin ton olması bekleniyor. Baklagillerin önemli ürünlerinden yemeklik baklanın yüzde 1.6 artışla yaklaşık 6 bin ton, kırmızı mercimeğin yüzde 22.6 artışla 380 bin ton, yumru bitkilerden patatesin ise yüzde 9.9 artışla 5 milyon ton olması öngörülüyor. Yağlı tohumlardan soya üretiminin yüzde 14.3 oranında artarak 160 bin ton olacağı, tütün üretiminin yüzde 12.7 oranında azalarak 70 bin ton, şeker pancarı üretiminin ise yüzde 11.4 oranında artarak yaklaşık 21 milyon ton olarak gerçekleşeceği öngörülüyor.