“Adına Bakma Tadına Bak” sloganıyla yola çıkan Pepsi, 2016’dan bu yana kör tadım testleri gerçekleştiriyor. PepsiCo Kıdemli Pazarlama Direktörü Evrim Şen, 59 ilde yapılan bu testlere katılan 125 binin üzerinde kişinin yüzde 59’unun tercihinin Pepsi olduğunu söylüyor. Şen, bu aktivite sonrasında son üç yılın en yüksek pazar payma ulaştıklarım da anlatıyor.
Pepsi, 1970’li yıllardan beri dünyanın farklı yerlerinde gerçekleştirdiği “Pepsi Kör Tadım Testi” aktivitelerini, 2016 ve 2017’de Türkiye’deki tüketicileriyle de buluşturdu.
Bu aktiviteleriyle tadına güvendiğini gösteren şirket, iki yıl boyunca süpermarketlerde kurduğu stantlar, üniversite festivalleri, meydanlar, parklar ve AVM’lerde tüketicilere, birinin içinde Pepsi diğerinin içinde ise rakip bir markanın içeceği bulunan iki şeffaf bardak uzatıp hangisini daha çok beğendiklerini sordu. Peki, acaba bu testlerin sonucu ne oldu?
PepsiCo Kıdemli Pazarlama Direktörü Evrim Şen, bu testlerin 59 ilde bağımsız avukatlar gözetiminde yapıldığını ve Türkiye Noterler Birliği Bilişim Sistemi kullanılarak kayıt altına alındığını söylüyor. Şen, tamamen eşit koşullarda, hiçbir yönlendirme olmadan 125 binin üzerinde tüketiciye uygulanan testlere katılanların yüzde 59’unun Pepsi’yi tercih ettiğini ifade ediyor.
Evrim Şen, bu kampanya ile Pepsi’nin güçlü yanı olan tadın ön plana çıkarıldığını ve buna yönelik yatırımı sürdüreceklerini anlatıyor. Şen, iki yıl süren bu aktivitenin satış ve marka algısına nasıl etki ettiğini ise şu sözlerle anlatıyor: “Pazarlama bütçemizin önemli bir bölümünü bu aktiviteye ayırdık. Sonuç olarak da pazar payımız son üç yılın en yüksek oranına geldi. Marka algısı açısından da önemli katkısı oldu. Global araştırma şirketi Milhvard Brown’ın 2016 yıl sonu verilerine göre, Pepsi beş farklı kategoride puanını önemli ölçüde artırmayı başardı. ‘Trendleri belirleyen markadır’ skoru 13 puanın, ‘Son dört hafta tüketimi’ skoru 14 puanın, ‘Tadı diğer markalardan iyidir’ skoru 13 puanın, ‘Sevdiğim bir markadır’ skoru 18 puanın, ‘Markanın ilginç bir hikâyesi vardır ve beni heyecanlandırır’ skoru ise 20 puanın üzerinde arttı.”
2 Mayıs 2018 Çarşamba
Poliçenizi yenilemeyi unutmayın!
Sigorta poliçelerinin zamanında yenilenmesi, güvencenin devamlılığını sağlamak ve ihtiyaç olan yeni teminatların eklenmesi açısından oldukça önemli. Bu nedenle poliçelerinizi mutlaka yenileyin ve ileride bir problem yaşamayın.
KENDİNİZİ, sevdiklerinizi ve mal varlıklarınızı risklere karşı korumanın en kolay yöntemlerinden biri olan sigorta, alman limit ve teminatlar doğrultusunda zararı maddi olarak karşılıyor. Böylece beklenmedik büyük masraflar bütçeye zarar vermemiş oluyor. Sigorta poliçesi, ömürlük yaptırılmıyor. Bu poliçelerin her yıl yenilenmesi gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki risk her zaman var. Bu yüzden, geçtiğimiz yıl risk yaşamadım diyip poliçenizi sakm ola ki sonlandırmaym. Çünkü bir sonraki yıl, başınıza neler geleceğinizi bilemezsiniz.
Eksik teminat varsa...
İhtiyaçlara göre poliçede yazılı teminatlar her yenilemede yeniden şekillenebiliyor. Poliçe yenileme sürecinde gözden kaçıracağınız küçük bir detay, olası bir hasar durumunda mağdur olmanıza neden olabiliyor. Bu nedenle yenilemelerde dikkatli olmak, ihmal etmemek, yeni bir sigorta yaptırıyormuşçasma teminatları yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Çünkü ihtiyacınızın olmadığını fark ettiğiniz teminat da eksikliğiniz hissettiğiniz teminat da size maliyet avantajı sağlayacaktır. İhtiyaçlarınızı karşılayan bir poliçe oluşturmak için sigorta danışmanınızdan yardım alabilirsiniz.
Zamanında yenileme kazandırıyor
Poliçesini zamanında yenileyen tüketiciler hasarsızlık indirimini kaybetmemesi, ek fiyat indirimi gibi bazı kazanımlar da elde ediyor. Sigorta şirketleri sağlık sigortalarında sigortalılarına azami iyi niyet prensibine aykırı hareket edilmediği durumlarda risk kabulleri sonucu ömür boyu yenileme garantisini verebiliyor. Bu ödüllendirmeler için poliçe bitiş sürelerinin takip edilmesi ve vaktinde yenilemelerin yapılması gerekiyor.
Doğru teminata doğru fiyat
Sigortalının, poliçesini yenilerken bir önceki ile yeni düzenlenen poliçe arasında teminat ve özel şart farkı olup olmadığım incelemesi gerekiyor. Bu, olası bir durumda mağduriyeti önleyebiliyor. Her konuda olduğu gibi poliçe maliyetleri birçok kişi için belirleyici kıstasların başında geliyor. Doğru teminatı doğru fiyata almak önemli. Bu nedenle satm alınacak poliçe çok iyi okunmalı ve gerekli gereksiz maliyetleri artıran kalemleri belirledikten sonra acentenizle değerlendirme yapmalısınız. Sigortacınız, riski doğru tanımlayıp, sigortalılara uygunluğunu ölçümleyerek yol haritası çıkaracaktır.
Yenilemelerde bunlara dikkati
1. Öncelikle karşılaşabileceğiniz olası riskleri, ihtiyaçlarınızı iyi tespit edin.
2. Ek ve özel şartları mutlaka dikkatlice okuyun. Şirketlerin sunduğu yeni teminatları ve ürünleri inceleyin, eksik teminat olup olmadığına mutlaka bakın.
3. Yenilenen poliçenizde, poliçe şartlarının bir önceki yıl ile aynı olup olmadığını kontrol edin.
4. Yenilediğiniz sigorta poliçesinin konusunu oluşturan sigorta ürününün ihtiyacınız olan tüm risklerini kapsayıp kapamadığını detaylı araştırın.
5. İhtiyacınız olan teminatlardan daha az prim ödemek için vazgeçmeyin. Aldığınız teminatlardan emin olun ve poliçeye sahip olmak için aceleci davranmayın.
6, Farklı branşlardaki risklerinizi bir araya getirmek için uygun paketler olup olmadığını sorun.
7. Sigortacınıza, sigortalanacak olan değerinizle ilgili olarak tam, doğru ve güncel bilgiler verin.
8. Eğer kurumsal sigortalıysanız iş kolunuza özel teminatların poliçenizde yer almasını sağlayın.
9. Kurumsal sigortalılığın sürekliliği adına, poliçe yenilemelerinde risk analizlerinizin tekrarlanmasına da özen gösterin.
10. Tüm sigorta ürünleriniz için poliçe bitiş süresinden önce yenileme işlerimizi bitirmiş olun. Böylelikle şirketinizin size sunduğu avantajları kaybetmemiş olursunuz.
KENDİNİZİ, sevdiklerinizi ve mal varlıklarınızı risklere karşı korumanın en kolay yöntemlerinden biri olan sigorta, alman limit ve teminatlar doğrultusunda zararı maddi olarak karşılıyor. Böylece beklenmedik büyük masraflar bütçeye zarar vermemiş oluyor. Sigorta poliçesi, ömürlük yaptırılmıyor. Bu poliçelerin her yıl yenilenmesi gerekiyor. Hepimiz biliyoruz ki risk her zaman var. Bu yüzden, geçtiğimiz yıl risk yaşamadım diyip poliçenizi sakm ola ki sonlandırmaym. Çünkü bir sonraki yıl, başınıza neler geleceğinizi bilemezsiniz.
Eksik teminat varsa...
İhtiyaçlara göre poliçede yazılı teminatlar her yenilemede yeniden şekillenebiliyor. Poliçe yenileme sürecinde gözden kaçıracağınız küçük bir detay, olası bir hasar durumunda mağdur olmanıza neden olabiliyor. Bu nedenle yenilemelerde dikkatli olmak, ihmal etmemek, yeni bir sigorta yaptırıyormuşçasma teminatları yeniden gözden geçirmek gerekiyor. Çünkü ihtiyacınızın olmadığını fark ettiğiniz teminat da eksikliğiniz hissettiğiniz teminat da size maliyet avantajı sağlayacaktır. İhtiyaçlarınızı karşılayan bir poliçe oluşturmak için sigorta danışmanınızdan yardım alabilirsiniz.
Zamanında yenileme kazandırıyor
Poliçesini zamanında yenileyen tüketiciler hasarsızlık indirimini kaybetmemesi, ek fiyat indirimi gibi bazı kazanımlar da elde ediyor. Sigorta şirketleri sağlık sigortalarında sigortalılarına azami iyi niyet prensibine aykırı hareket edilmediği durumlarda risk kabulleri sonucu ömür boyu yenileme garantisini verebiliyor. Bu ödüllendirmeler için poliçe bitiş sürelerinin takip edilmesi ve vaktinde yenilemelerin yapılması gerekiyor.
Doğru teminata doğru fiyat
Sigortalının, poliçesini yenilerken bir önceki ile yeni düzenlenen poliçe arasında teminat ve özel şart farkı olup olmadığım incelemesi gerekiyor. Bu, olası bir durumda mağduriyeti önleyebiliyor. Her konuda olduğu gibi poliçe maliyetleri birçok kişi için belirleyici kıstasların başında geliyor. Doğru teminatı doğru fiyata almak önemli. Bu nedenle satm alınacak poliçe çok iyi okunmalı ve gerekli gereksiz maliyetleri artıran kalemleri belirledikten sonra acentenizle değerlendirme yapmalısınız. Sigortacınız, riski doğru tanımlayıp, sigortalılara uygunluğunu ölçümleyerek yol haritası çıkaracaktır.
Yenilemelerde bunlara dikkati
1. Öncelikle karşılaşabileceğiniz olası riskleri, ihtiyaçlarınızı iyi tespit edin.
2. Ek ve özel şartları mutlaka dikkatlice okuyun. Şirketlerin sunduğu yeni teminatları ve ürünleri inceleyin, eksik teminat olup olmadığına mutlaka bakın.
3. Yenilenen poliçenizde, poliçe şartlarının bir önceki yıl ile aynı olup olmadığını kontrol edin.
4. Yenilediğiniz sigorta poliçesinin konusunu oluşturan sigorta ürününün ihtiyacınız olan tüm risklerini kapsayıp kapamadığını detaylı araştırın.
5. İhtiyacınız olan teminatlardan daha az prim ödemek için vazgeçmeyin. Aldığınız teminatlardan emin olun ve poliçeye sahip olmak için aceleci davranmayın.
6, Farklı branşlardaki risklerinizi bir araya getirmek için uygun paketler olup olmadığını sorun.
7. Sigortacınıza, sigortalanacak olan değerinizle ilgili olarak tam, doğru ve güncel bilgiler verin.
8. Eğer kurumsal sigortalıysanız iş kolunuza özel teminatların poliçenizde yer almasını sağlayın.
9. Kurumsal sigortalılığın sürekliliği adına, poliçe yenilemelerinde risk analizlerinizin tekrarlanmasına da özen gösterin.
10. Tüm sigorta ürünleriniz için poliçe bitiş süresinden önce yenileme işlerimizi bitirmiş olun. Böylelikle şirketinizin size sunduğu avantajları kaybetmemiş olursunuz.
Enformasyon=formasyon uyumsuzluğu
Borsa İstanbul vize krizine rağmen gelişmekte olan ülkelere yönelik ilgiden nasibini aldı. Ancak AB ve ABD ile yaşanan krizler derinleşirse gelişmekte olan ülkelerle bu korelasyonun sürdürülmesi mümkün olmayabilir...
GEÇTİĞİMİZ pazar akşamı ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin vize başvurularının askıya alındığı açıklaması ile birlikte başlayan süreç haftanın neredeyse tek gündemi oldu. Pazar akşam saatlerinde ABD Büyükelçiliği’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “Türkiye’deki tüm ABD diplomatik misyonlarındaki göçmen olmayan vize hizmetleri askıya alınmıştır” denildi. Bunun ardından Türkiye’den gece yarısına doğru yapılan açıklama ile ABD vatandaşlarının vize başvurularının askıya alındığı duyuruldu. Karşılıklı alman bu kararların ardından hafta boyunca yurtiçinde siyasilerden ve ABD’li yetkililerden gelen açıklamalar takip edildi. Türk tarafı olayın sorumlusu olarak ABD Büyükelçisi’ni işaret ederken, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, kararın Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray’ın koordinesinde alındığını açıkladı.
Türk tarafından en üst perdeden verilen mesajlara karşm ABD üst yönetiminin suskunluğunu koruması dikkat çekti. Bu hafta bu konudaki gelişmeler özellikle de ABD yönetiminden yapılacak açıklamaların ön planda olacağını düşünüyoruz. Son dönemde Irak, Suriye, Avrupa ve son olarak ABD kaynaklı siyasi ve jeopolitik gelişmelerin piyasalarımız üzerindeki etkisinin oldukça sınırlı kaldığım gördük. Özellikle ABD ile yaşanan vi^e krizinin, sert söylemlerin devam etmesine karşın Borsa İstanbul’da seviyeler bazındaki etkisinin ortadan kalkması dikkat çekti. Önceki hafta 104 bin civarından kapanan endeks, geçtiğimiz hafta 107 bin sınırına dayandı. Bu dönemde yaşanan krizle ilgili tansiyonu yükseltebilecek açıklamaların etkilerinin oldukça sınırlı kalması ve sonrasında pozitif fiyatlamanm devam etmesini enformasyon-formasyon uyumsuzluğu olarak değerlendirmek mümkün. Bu tür uyuşmazlıkların çok fazla sürdürülebilir olduğunu düşünmüyoruz. Bu nedenle borsa İstanbul’da oluşan iyimserliğe temkinli yaklaşmak gerektiğini düşünüyoruz.
GÜNDEM ÇOK HIZLI DEĞİŞİYOR
Önceki hafta Irak’ta yapılan referandum gündeme otururken, geçtiğimiz hafta vize krizine uyandık. Bu hafta ise bu iki konudaki gelişmelerle birlikte Suriye’de Idlib’de devam eden operasyon ve 19-20 Ekim’de Brüksel’de gerçekleşecek olan AB Liderler Zirvesi ön planda olmaya aday görünüyor. Hatırlanacak olursa ekim ayı başında Alman hükümet sözcüsü, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine hazır olmadığını ve halihazırda fiilen durmuş durumda bulunan katılım müzakereleri konusunun ekim ayındaki liderler zirvesinde ele alınacağını ifade etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da geçtiğimiz hafta bu konuda, “Bu minderden biz değil siz kaçacaksınız. Eğer dürüstseniz yapın açıklamanızı bitirelim bu işi. Bizim size bir ihtiyacımız yok karşılıklı bir ihtiyaç var burada” şeklinde bir açıklaması olmuştu. Bu nedenle bu hafta gerçekleşecek olan bu zirvenin ve buradan çıkacak mesajların fiyatlamalar üzerinde etkili olabileceğini düşünüyoruz.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE GİRİŞ DİKKAT ÇEKTİ
Eylül ayındaki satışların ardından ekim ayı ile birlikte gelişmekte olan ülkelere girişler yeniden hızlandı. MSCI Gelişmekte Olan Ülkeler Endeksi geçtiğimiz hafta devam eden yükselişle 2012 başından beri gördüğü tarihi zirvelere ulaştı. Borsa İstanbul’da ABD ile yaşanan vize krizine rağmen yükselişin devam etmesindeki ana etken de gelişmekte olan ülkelere yönelen bu ilgi. Bu hareket son dönemde Türkiye özelinde ortaya çıkan risklere rağmen, yatırımcıların Türkiye’yi gelişmekte olan ülkeler sepetinin dışına çıkarmadığını gösteriyor. Bu da çözüm beklentisinin kuvvetli olduğunu işaret ediyor ancak AB ve ABD ile yaşanan krizler derinleşecek olur ise gelişmekte olan ülkelerle bu korelasyonun sürdürülmesi mümkün olmayabilir.
FED BAŞKANI VE VERGİ REFORMU İZLENİYOR
Yerelde takip edilen birçok risk mevcutken, küresel piyasaların gündeminde Trump’m vergi reformunun kaderi ve Fed’in yılsonunda bir faiz artışı daha yapıp yapamayacağı var. Geçtiğimiz haftalarda bilanço küçültme operasyonunun başlayacağı ve aralık ayında faiz artışı gerçekleşeceği beklentisi ile yüzde 2.40’a dayanan ABD 10 yıllık faizleri hafta sonuna doğru yüzde 2.28’e kadar geriledi.
ABD faizlerindeki bu düşüş gelişmekte olan ülkelere girişteki temel etkendi. Cuma günü açıklanan ABD TÜFE verisinin yüzde 0.6 olan beklentinin altında yüzde 0.5 olarak gerçekleşmesi, faiz artışı beklentilerinde bir miktar düşüş getirse de aylık yüzde 0.5’lik artışın son sekiz ayın en yüksek artışı olduğunu not etmekte fayda var. İlk fiyatlamada beklentilerin altında kalınmış olması etkili olsa da bu gerçekliğin iyimserliği sınırlayacağını düşünüyoruz. Bu hafta da açıklanan enflasyon rakamlarından ziyade vergi reformu ve Fed Başkam’nın kim olacağı tartışmalarının ön plana çıkacağını düşünüyoruz.
Hafta başında yaşanan gelişmelerin ardından kurun son derece sert bir yükseliş gerçekleştirdiği görüldü. Mevcut risk ve belirsizlik unsurlarında önemli bir iyileşme görülmediği sürece kurda olacak geri çekilmelerin sınırlı kalacağını düşünüyoruz. Eylül ayında başlayan yükseliş trendi bu hafta başında 3.60 civarında bulunuyor ve hafta sonuna kadar 3.63'e kadar yükselmiş olacak. Bu trend altında kapanışlar teyit edilmediği sürece kurda olacak geri çekilmelerin alım fırsatı oluşturacağını düşünüyoruz. Geçtiğimiz hafta likiditenin olmadığı saatlerde görülen 3.75-3.80 aralığının hafızalarda tazelendiğini ve olası bir şokta bu seviyelerin yeniden görülme ihtimalinin olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle önemli bir temel, teknik değişime neden olacak bir gelişme yaşanmadığı sürece kurda aşağı yönlü pozisyon riskinin daha yüksek seyrettiğini düşünüyoruz.
Geçtiğimiz hafta başında yaşanan vize krizine rağmen BIST-100 Endeksi haftayı 2088 puanlık yükselişle kapattı. Hafta içinde en düşük 99.210'u gören endeksin kapanışı 106.225'ten gerçekleşti. Endeksin Pazartesi günü yaşadığı düşüşün ardından Salı ve Perşembe günü boşluklar bırakarak yükselişini devam ettirmiş olması, ilerleyen günlerde bu boşlukların doldurulma ihtimalini de akıllara getirdi. BIST-lOO’de son dört günde yaşanan yükseliş ile tarihi zirvelerden başlayarak geçtiğimiz hafta başına kadar olan süreçteki geri çekilmenin yüzde 61.8'inin bulunduğu seviye ile 50 günlük ortalamanın bulunduğu 106.200-106.750 aralığı test edilmiş oldu. Bu hafta izleyeceğimiz en önemli direnç bölgesi de burası olacak. Endekste yeni alım düşünenlerin bu seviyelerin aşılmasını beklemelerinin daha faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu hafta bu seviyeler aşılamayacak olursa endeksin geçtiğimiz hafta bıraktığı boşlukları doldurma eğilimine girdiğini görebiliriz. Bu durumda ilk önemli destek de son boşluğun doldurulacağı 103.500 civarında oluşacaktır. 103.500 desteğinin kırılması durumunda ise 101 bin ve devamında gelecek haftalarda 95-96 bin seviyeleri gündeme gelebilir.
GEÇTİĞİMİZ pazar akşamı ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nin vize başvurularının askıya alındığı açıklaması ile birlikte başlayan süreç haftanın neredeyse tek gündemi oldu. Pazar akşam saatlerinde ABD Büyükelçiliği’nin sosyal medya hesabından yapılan açıklamada “Türkiye’deki tüm ABD diplomatik misyonlarındaki göçmen olmayan vize hizmetleri askıya alınmıştır” denildi. Bunun ardından Türkiye’den gece yarısına doğru yapılan açıklama ile ABD vatandaşlarının vize başvurularının askıya alındığı duyuruldu. Karşılıklı alman bu kararların ardından hafta boyunca yurtiçinde siyasilerden ve ABD’li yetkililerden gelen açıklamalar takip edildi. Türk tarafı olayın sorumlusu olarak ABD Büyükelçisi’ni işaret ederken, ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, kararın Dışişleri Bakanlığı ve Beyaz Saray’ın koordinesinde alındığını açıkladı.
Türk tarafından en üst perdeden verilen mesajlara karşm ABD üst yönetiminin suskunluğunu koruması dikkat çekti. Bu hafta bu konudaki gelişmeler özellikle de ABD yönetiminden yapılacak açıklamaların ön planda olacağını düşünüyoruz. Son dönemde Irak, Suriye, Avrupa ve son olarak ABD kaynaklı siyasi ve jeopolitik gelişmelerin piyasalarımız üzerindeki etkisinin oldukça sınırlı kaldığım gördük. Özellikle ABD ile yaşanan vi^e krizinin, sert söylemlerin devam etmesine karşın Borsa İstanbul’da seviyeler bazındaki etkisinin ortadan kalkması dikkat çekti. Önceki hafta 104 bin civarından kapanan endeks, geçtiğimiz hafta 107 bin sınırına dayandı. Bu dönemde yaşanan krizle ilgili tansiyonu yükseltebilecek açıklamaların etkilerinin oldukça sınırlı kalması ve sonrasında pozitif fiyatlamanm devam etmesini enformasyon-formasyon uyumsuzluğu olarak değerlendirmek mümkün. Bu tür uyuşmazlıkların çok fazla sürdürülebilir olduğunu düşünmüyoruz. Bu nedenle borsa İstanbul’da oluşan iyimserliğe temkinli yaklaşmak gerektiğini düşünüyoruz.
GÜNDEM ÇOK HIZLI DEĞİŞİYOR
Önceki hafta Irak’ta yapılan referandum gündeme otururken, geçtiğimiz hafta vize krizine uyandık. Bu hafta ise bu iki konudaki gelişmelerle birlikte Suriye’de Idlib’de devam eden operasyon ve 19-20 Ekim’de Brüksel’de gerçekleşecek olan AB Liderler Zirvesi ön planda olmaya aday görünüyor. Hatırlanacak olursa ekim ayı başında Alman hükümet sözcüsü, Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine hazır olmadığını ve halihazırda fiilen durmuş durumda bulunan katılım müzakereleri konusunun ekim ayındaki liderler zirvesinde ele alınacağını ifade etmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın da geçtiğimiz hafta bu konuda, “Bu minderden biz değil siz kaçacaksınız. Eğer dürüstseniz yapın açıklamanızı bitirelim bu işi. Bizim size bir ihtiyacımız yok karşılıklı bir ihtiyaç var burada” şeklinde bir açıklaması olmuştu. Bu nedenle bu hafta gerçekleşecek olan bu zirvenin ve buradan çıkacak mesajların fiyatlamalar üzerinde etkili olabileceğini düşünüyoruz.
GELİŞMEKTE OLAN ÜLKELERE GİRİŞ DİKKAT ÇEKTİ
Eylül ayındaki satışların ardından ekim ayı ile birlikte gelişmekte olan ülkelere girişler yeniden hızlandı. MSCI Gelişmekte Olan Ülkeler Endeksi geçtiğimiz hafta devam eden yükselişle 2012 başından beri gördüğü tarihi zirvelere ulaştı. Borsa İstanbul’da ABD ile yaşanan vize krizine rağmen yükselişin devam etmesindeki ana etken de gelişmekte olan ülkelere yönelen bu ilgi. Bu hareket son dönemde Türkiye özelinde ortaya çıkan risklere rağmen, yatırımcıların Türkiye’yi gelişmekte olan ülkeler sepetinin dışına çıkarmadığını gösteriyor. Bu da çözüm beklentisinin kuvvetli olduğunu işaret ediyor ancak AB ve ABD ile yaşanan krizler derinleşecek olur ise gelişmekte olan ülkelerle bu korelasyonun sürdürülmesi mümkün olmayabilir.
FED BAŞKANI VE VERGİ REFORMU İZLENİYOR
Yerelde takip edilen birçok risk mevcutken, küresel piyasaların gündeminde Trump’m vergi reformunun kaderi ve Fed’in yılsonunda bir faiz artışı daha yapıp yapamayacağı var. Geçtiğimiz haftalarda bilanço küçültme operasyonunun başlayacağı ve aralık ayında faiz artışı gerçekleşeceği beklentisi ile yüzde 2.40’a dayanan ABD 10 yıllık faizleri hafta sonuna doğru yüzde 2.28’e kadar geriledi.
ABD faizlerindeki bu düşüş gelişmekte olan ülkelere girişteki temel etkendi. Cuma günü açıklanan ABD TÜFE verisinin yüzde 0.6 olan beklentinin altında yüzde 0.5 olarak gerçekleşmesi, faiz artışı beklentilerinde bir miktar düşüş getirse de aylık yüzde 0.5’lik artışın son sekiz ayın en yüksek artışı olduğunu not etmekte fayda var. İlk fiyatlamada beklentilerin altında kalınmış olması etkili olsa da bu gerçekliğin iyimserliği sınırlayacağını düşünüyoruz. Bu hafta da açıklanan enflasyon rakamlarından ziyade vergi reformu ve Fed Başkam’nın kim olacağı tartışmalarının ön plana çıkacağını düşünüyoruz.
Hafta başında yaşanan gelişmelerin ardından kurun son derece sert bir yükseliş gerçekleştirdiği görüldü. Mevcut risk ve belirsizlik unsurlarında önemli bir iyileşme görülmediği sürece kurda olacak geri çekilmelerin sınırlı kalacağını düşünüyoruz. Eylül ayında başlayan yükseliş trendi bu hafta başında 3.60 civarında bulunuyor ve hafta sonuna kadar 3.63'e kadar yükselmiş olacak. Bu trend altında kapanışlar teyit edilmediği sürece kurda olacak geri çekilmelerin alım fırsatı oluşturacağını düşünüyoruz. Geçtiğimiz hafta likiditenin olmadığı saatlerde görülen 3.75-3.80 aralığının hafızalarda tazelendiğini ve olası bir şokta bu seviyelerin yeniden görülme ihtimalinin olduğunu düşünüyoruz. Bu nedenle önemli bir temel, teknik değişime neden olacak bir gelişme yaşanmadığı sürece kurda aşağı yönlü pozisyon riskinin daha yüksek seyrettiğini düşünüyoruz.
Geçtiğimiz hafta başında yaşanan vize krizine rağmen BIST-100 Endeksi haftayı 2088 puanlık yükselişle kapattı. Hafta içinde en düşük 99.210'u gören endeksin kapanışı 106.225'ten gerçekleşti. Endeksin Pazartesi günü yaşadığı düşüşün ardından Salı ve Perşembe günü boşluklar bırakarak yükselişini devam ettirmiş olması, ilerleyen günlerde bu boşlukların doldurulma ihtimalini de akıllara getirdi. BIST-lOO’de son dört günde yaşanan yükseliş ile tarihi zirvelerden başlayarak geçtiğimiz hafta başına kadar olan süreçteki geri çekilmenin yüzde 61.8'inin bulunduğu seviye ile 50 günlük ortalamanın bulunduğu 106.200-106.750 aralığı test edilmiş oldu. Bu hafta izleyeceğimiz en önemli direnç bölgesi de burası olacak. Endekste yeni alım düşünenlerin bu seviyelerin aşılmasını beklemelerinin daha faydalı olacağını düşünüyoruz. Bu hafta bu seviyeler aşılamayacak olursa endeksin geçtiğimiz hafta bıraktığı boşlukları doldurma eğilimine girdiğini görebiliriz. Bu durumda ilk önemli destek de son boşluğun doldurulacağı 103.500 civarında oluşacaktır. 103.500 desteğinin kırılması durumunda ise 101 bin ve devamında gelecek haftalarda 95-96 bin seviyeleri gündeme gelebilir.
VIX tarihinin en düşük düzeyinde, beklentiniz nedir?
Sıcak para tedirgin olunca gelişen ülkelerdeki riskini azaltır, ABD tahviline yönelir. Brexit sürecinin başlaması döniim noktası olacaktır. Kurun artık 3.60 üzerine yerleştiğini ve 3.78 direncine doğru yeniden yönelebileceğini söyleyebiliriz...
Piyasalardaki coşku Brexit ile bitecek
VIX tarihinin en düşük düzeyinde, beklentiniz nedir?
VIX, korku endeksidir. Küresel piyasalardaki ruh halini gösterir (“Küresel piyasalar” diye yazılır, “gelişen ekonomilerdeki sıcak paranın sahibi yerleşik düzeniıî gizli hesabı” diye okunur). Diyalektiği kuralım. VIX yükselirse sıcak para korkmuş demektir.
Korkan sermaye güvenilir limana sığınır. Bir güvenilir liman vardır, o da altın değildir. Güvenilir liman, görünür gelecekte acze düşme ihtimali en düşük devlet ABD’nin çıkardığı tahvillerdir. Sıcak para tedirgin olunca gelişen ülkelerdeki riskini azaltır, ABD tahviline yönelir (sığınılacak liman burasıdır, korkunun kaynağı ABD bile olsa). Bu sürece “kaliteye kaçış” denir. ABD tahvili almak için önce dolara geçmek gerekir ki artan talep doları güçlendirir.
Gelişen ekonomilerden sıcak para çıkışı olduğu için para birimleri değer kaybeder. VIX tarihinin en düşük düzeyinde ama yakında yükselecek. Tetikleyici Brexit süreci olacaktır. Seçimleri atlatan Aşık (Macron) ile Maşuk (Merkel), pazarlık sürecini başlatacaklar (İngiltere ile). Pazarlık sürecinde ekonomik aktörlerin önce psikolojisi bozulacak. Bozuk psikoloji ankete dayalı verileri (PMI endeksleri) sulandıracak. Sulanan anket verileri birbirini besleyen süreci tetikleyip hesaplanan verileri bozacak. İngiltere ve AB kaynaklı kriz yerleşik düzeni telaşlandıracak Haliyle VIX yükselecek, VIX yükselince kur yükselecek...
Kurda hangi seviyeleri önemsiyorsunuz?
ABD ile yaşanan gerilim kuru 3.78 direncine kadar taşımıştı. Beklentimiz 3.50’nin altına yerleşemeyeceği yönündeydi zaten. Kuzey Irak meselesini aylarca işlemiştim. Kuru ilk hareketlendiren de Kuzey Irak referandumu olmuştu. Şimdi de dikkatleri Rakka bölgesine çekmek istiyorum. ABD’nin Rakka’yı DEAŞ’tan temizleme çalışmaları ilerliyor. Operasyon
bitince bu bölge kime teslim edilecek? ABD’nin terör örgütü YPG birliklerinin Rakka’da kalmasına izin vermesi gerilimi iyice tırmandırır. Bu olasılığı düşük göremiyorum. Kurda yukarı yönlü baskı oluşturacak bir gelişme olabilir. Zaten dış piyasalardaki coşku Brexit sürecinin hızlanması ile yakında son bulacaktır. Bu da kuru olumsuz etkiler. Kurun artık 3.60 üzerine yerleştiğim ve 3.78 direncine doğru yeniden yönelebileceğini söyleyebiliriz.
Parite?
1.770’in üzerinde işlem görmeye devam ediyor. Düşüş trendinin başladığım söyleyemeyiz bu nedenle. Fed’in bilanço küçültme programında ilerlemesi ABD’de 10 yıllık Hazine faizlerinin yükselmesine neden olacak, hemen olmasa da. 10 yıllıklarda yüzde 2.50 seviyesi bu açıdan çok kritik. Bu seviye aşıldığında dolar pozitif dalga başlar.
Paritede orta vadeli yönün aşağı olduğu yönündeki beklentimi koruyorum.
Altın ve petrol?
1.300 dolar bölgesi satış için değerlendirilebilir. Petrolde de 58-60 dolar bandının üzeri beklenmemeli. S&P500 endeksinde bozulma başladığında petrol de olumsuz etkilenecektir.
Piyasalardaki coşku Brexit ile bitecek
VIX tarihinin en düşük düzeyinde, beklentiniz nedir?
VIX, korku endeksidir. Küresel piyasalardaki ruh halini gösterir (“Küresel piyasalar” diye yazılır, “gelişen ekonomilerdeki sıcak paranın sahibi yerleşik düzeniıî gizli hesabı” diye okunur). Diyalektiği kuralım. VIX yükselirse sıcak para korkmuş demektir.
Korkan sermaye güvenilir limana sığınır. Bir güvenilir liman vardır, o da altın değildir. Güvenilir liman, görünür gelecekte acze düşme ihtimali en düşük devlet ABD’nin çıkardığı tahvillerdir. Sıcak para tedirgin olunca gelişen ülkelerdeki riskini azaltır, ABD tahviline yönelir (sığınılacak liman burasıdır, korkunun kaynağı ABD bile olsa). Bu sürece “kaliteye kaçış” denir. ABD tahvili almak için önce dolara geçmek gerekir ki artan talep doları güçlendirir.
Gelişen ekonomilerden sıcak para çıkışı olduğu için para birimleri değer kaybeder. VIX tarihinin en düşük düzeyinde ama yakında yükselecek. Tetikleyici Brexit süreci olacaktır. Seçimleri atlatan Aşık (Macron) ile Maşuk (Merkel), pazarlık sürecini başlatacaklar (İngiltere ile). Pazarlık sürecinde ekonomik aktörlerin önce psikolojisi bozulacak. Bozuk psikoloji ankete dayalı verileri (PMI endeksleri) sulandıracak. Sulanan anket verileri birbirini besleyen süreci tetikleyip hesaplanan verileri bozacak. İngiltere ve AB kaynaklı kriz yerleşik düzeni telaşlandıracak Haliyle VIX yükselecek, VIX yükselince kur yükselecek...
Kurda hangi seviyeleri önemsiyorsunuz?
ABD ile yaşanan gerilim kuru 3.78 direncine kadar taşımıştı. Beklentimiz 3.50’nin altına yerleşemeyeceği yönündeydi zaten. Kuzey Irak meselesini aylarca işlemiştim. Kuru ilk hareketlendiren de Kuzey Irak referandumu olmuştu. Şimdi de dikkatleri Rakka bölgesine çekmek istiyorum. ABD’nin Rakka’yı DEAŞ’tan temizleme çalışmaları ilerliyor. Operasyon
bitince bu bölge kime teslim edilecek? ABD’nin terör örgütü YPG birliklerinin Rakka’da kalmasına izin vermesi gerilimi iyice tırmandırır. Bu olasılığı düşük göremiyorum. Kurda yukarı yönlü baskı oluşturacak bir gelişme olabilir. Zaten dış piyasalardaki coşku Brexit sürecinin hızlanması ile yakında son bulacaktır. Bu da kuru olumsuz etkiler. Kurun artık 3.60 üzerine yerleştiğim ve 3.78 direncine doğru yeniden yönelebileceğini söyleyebiliriz.
Parite?
1.770’in üzerinde işlem görmeye devam ediyor. Düşüş trendinin başladığım söyleyemeyiz bu nedenle. Fed’in bilanço küçültme programında ilerlemesi ABD’de 10 yıllık Hazine faizlerinin yükselmesine neden olacak, hemen olmasa da. 10 yıllıklarda yüzde 2.50 seviyesi bu açıdan çok kritik. Bu seviye aşıldığında dolar pozitif dalga başlar.
Paritede orta vadeli yönün aşağı olduğu yönündeki beklentimi koruyorum.
Altın ve petrol?
1.300 dolar bölgesi satış için değerlendirilebilir. Petrolde de 58-60 dolar bandının üzeri beklenmemeli. S&P500 endeksinde bozulma başladığında petrol de olumsuz etkilenecektir.
Perakende markaları ünlülerle rekabet ediyor!
Koton, Mavi, Defacto, Colin’s, İpekyol gibi pek çok perakendeci artık ünlülerle işbirliği yaparak farklılık yaratmaya çalışıyor. Kıvanç Tatlıtuğ, Adriana Lima, Aslı Enver ve Hande Erçel gibi isimlerle reklam kampanyaları yapan şirketler, bazen de ünlülerle işbirliği yaparak koleksiyonlar hazırbyor. Bu strateji, şirketlerin bilinirliği ve marka imajının yam sıra satışlarına da katkı yapıyor.
Reklamlarda ünlü kullanımı uzun yıllardır pek çok markanın tercih ettiği bir yöntem. Ancak son dönemde Türkiye’de bu yöntemin kullanımı giderek artıyor. Amerika’da reklamda ünlü insanların kullanımı yüzde 50 oranındayken Türkiye’de ise bu oran yüzde 70’lere ulaşıyor. Geçmişte ünlü kullanımına gıda, telekom, fınans gibi sektörlerde rastlanırken bugün bu trend hazır giyim sektörüne de sıçradı. Son birkaç yıldır Mavi, Boyner, Koton, Penti, İpekyol, Colin’s, Deichmann gibi pek çok perakende markası, ünlü isimlerle anlaşarak reklam kampanyaları düzenliyor, ünlülerle özel koleksiyonlar hazırlıyor. Perakendeciler arasında trend olan bu strateji şirketlerin bilinirliği ve marka imajının yanı sıra satışlarına da yüzde 20’ye varan oranlarda katkı sağladığı belirtiliyor.
OLUMLU SONUÇLAR ALDI
Türkiye’de 343, yurtdışında 62 olmak üzere toplam 405 mağazası bulunan Mavi, sektörde ünlü isimlerle çalışmaya başlayan ilk markalardan biri. Üstelik bunun olumlu sonuçlarını da almayı başardı. Şirket, aralarında Kıvanç Tatlıtuğ, Adriana Lima, Cem Yılmaz, Kerem Bürsin, Serenay Sarı-kaya, Barbara Palvin ve İlker Kaleli’nin de bulunduğu isimlerle çalıştı. Şirket şu anki marka yüzü Kıvanç Tatlıtuğ ile yedinci kampanyasını yapıyor. Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, “Mağazaya gelen müşterilerimiz aradığı ürünü ‘Kıvanç gömleği’ veya ‘Kıvanç jean’i’ diye tarif ediyor. Örneğin önceki reklam filminde giydiği jean gömlek daha ilk haftasında tükendi ve aynı gömleği toplam üç kez yeniden ürettik” diyor.
Mavi, 2014-2016 döneminde yüzde 21 büyüdü. Yüzde 26,4 artışla jean başta olmak üzere tüm ürün kategorilerinde büyüyen şirket, her yıl ortalama 1 milyon yeni müşteri kazanıyor. Cüneyt Yavuz, bu büyümede reklam ve ünlü işbirliklerinin büyük etkisi olduğunu söylüyor.
YÜZDE IS ARTIŞ OLDU
Defacto, son dönemin hızlı büyüyen şirketlerinden biri. 2017’ye hızlı bir giriş yapan şirket, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 34 büyüme sağladı. Bu dönemde hedeflerin üzerine çıkarak 1 milyar 190 milyon TL ciro elde etti.
Defacto, ünlü işbirliği konusunda son dönemde önemli adımlar atıyor. Şirket, 2017 başında iki genç oyuncu Hande Erçel ve Aras Bulut İynemli ile çalışmaya başladı. Defacto Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Maria Comfort, bu projelerin marka imajına, reklam bilinirliğine, müşterilerin mağazayı ziyaret etme oranlarına ve satışlara ciddi katkı sağladığını söylüyor. Comfort, “Her bir lansman projemizde rakamlar değişmekle birlikte, bu projeyle reklam dönemlerimizde ortalama yüzde 15 satış artışı görüyoruz” diyor.
Reklamlarda ünlü kullanımı uzun yıllardır pek çok markanın tercih ettiği bir yöntem. Ancak son dönemde Türkiye’de bu yöntemin kullanımı giderek artıyor. Amerika’da reklamda ünlü insanların kullanımı yüzde 50 oranındayken Türkiye’de ise bu oran yüzde 70’lere ulaşıyor. Geçmişte ünlü kullanımına gıda, telekom, fınans gibi sektörlerde rastlanırken bugün bu trend hazır giyim sektörüne de sıçradı. Son birkaç yıldır Mavi, Boyner, Koton, Penti, İpekyol, Colin’s, Deichmann gibi pek çok perakende markası, ünlü isimlerle anlaşarak reklam kampanyaları düzenliyor, ünlülerle özel koleksiyonlar hazırlıyor. Perakendeciler arasında trend olan bu strateji şirketlerin bilinirliği ve marka imajının yanı sıra satışlarına da yüzde 20’ye varan oranlarda katkı sağladığı belirtiliyor.
OLUMLU SONUÇLAR ALDI
Türkiye’de 343, yurtdışında 62 olmak üzere toplam 405 mağazası bulunan Mavi, sektörde ünlü isimlerle çalışmaya başlayan ilk markalardan biri. Üstelik bunun olumlu sonuçlarını da almayı başardı. Şirket, aralarında Kıvanç Tatlıtuğ, Adriana Lima, Cem Yılmaz, Kerem Bürsin, Serenay Sarı-kaya, Barbara Palvin ve İlker Kaleli’nin de bulunduğu isimlerle çalıştı. Şirket şu anki marka yüzü Kıvanç Tatlıtuğ ile yedinci kampanyasını yapıyor. Mavi CEO’su Cüneyt Yavuz, “Mağazaya gelen müşterilerimiz aradığı ürünü ‘Kıvanç gömleği’ veya ‘Kıvanç jean’i’ diye tarif ediyor. Örneğin önceki reklam filminde giydiği jean gömlek daha ilk haftasında tükendi ve aynı gömleği toplam üç kez yeniden ürettik” diyor.
Mavi, 2014-2016 döneminde yüzde 21 büyüdü. Yüzde 26,4 artışla jean başta olmak üzere tüm ürün kategorilerinde büyüyen şirket, her yıl ortalama 1 milyon yeni müşteri kazanıyor. Cüneyt Yavuz, bu büyümede reklam ve ünlü işbirliklerinin büyük etkisi olduğunu söylüyor.
YÜZDE IS ARTIŞ OLDU
Defacto, son dönemin hızlı büyüyen şirketlerinden biri. 2017’ye hızlı bir giriş yapan şirket, geçen yılın aynı dönemine oranla yüzde 34 büyüme sağladı. Bu dönemde hedeflerin üzerine çıkarak 1 milyar 190 milyon TL ciro elde etti.
Defacto, ünlü işbirliği konusunda son dönemde önemli adımlar atıyor. Şirket, 2017 başında iki genç oyuncu Hande Erçel ve Aras Bulut İynemli ile çalışmaya başladı. Defacto Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Maria Comfort, bu projelerin marka imajına, reklam bilinirliğine, müşterilerin mağazayı ziyaret etme oranlarına ve satışlara ciddi katkı sağladığını söylüyor. Comfort, “Her bir lansman projemizde rakamlar değişmekle birlikte, bu projeyle reklam dönemlerimizde ortalama yüzde 15 satış artışı görüyoruz” diyor.
Yerli yazılım geliştirme çalışmaları
Yazılım dünyasında yaşanan Soğuk Savaşı ve ambargo uygulamaları çatışmasını kendi lehimize kullanabiliriz. TÜBİTAK’ın öncülüğünde yapılacak yerli yazılım geliştirme çalışmaları ülkemiz yazılım sektörünün çehresini değiştirebilir...
BİLİŞİM sektöründe her zaman yerliden yana oldum. Meslek hayatım boyunca gerek yazılım gerek donanım, yerli olarak bir şeyler yapanları gücüm nispetince hep destekledim. Nitekim yılm son haftasını sektör olarak yazılım ambargoları gündemiyle geçirdik. Bu zamana kadar söylediklerimizin doğruluğunun teyidine kendi adımıza sevinelim mi yoksa üzülelim mi bilemedik. Olaylar bizim medyada her ne kadar ABD Başkanı Donald Trump’m “İran’a ambargoyu deleni yaşatmayın” talimatının ülkemizdeki yazılım sektöründe yansımasının SAP üzerinden geldiği şeklinde görüldüyse de işin aslının nereden başladığım ileriki paragraflarda anlatacağım.
SAP TAAHHÜT METNİ GÖNDERDİ
Önce SAP konusuna değinelim. SAP, ülkemizde binlerce müşterisi olan bir Alman firması. Tüm müşterilerine dijital ortamda bir taahhüt metni göndererek “Kendi yazılımlarını kullanırak İran’la iş yapmamaları” konusunda imza vermeleri talebinde bulundu. Gönderdiği İngilizce metnin Türkçesi şöyle:
“SAP’nin iç denetim sürecinde........şirketinin İran ile bağlantıları tespit edildiğine dair Intelligence tarafından bilgilendirildik......olarak İran’da tesisimiz, satış elamanımız, varlığımız, depomuz vb. olmadığını onaylıyorum. Faaliyetlerimiz tümüyle Türkiye’de yürütülmektedir ve ABD yaptırımlarını tamamen kaldırmadıkça İran’da ofis/fabrika kurma niyetimiz yoktur.”
Yorumu size bırakıyorum...
SAP’nin böyle bir harekete girişmesinin arkasında yatansa ABD’de kendisi hakkında açılan bir soruşturma. Bu soruşturmada ABD’nin İran yaptırımlarının aşılması gibi bir durum söz konusu. Çokuluslu nükleer anlaşmayı takiben 2016 yılının başlarında Avrupa Birliği ve ABD tarafından İran’a uygulanan bazı yaptırımların kaldırılmasına rağmen, geri kalan ABD yaptırımlarının ihlal edilmesinden ötürü SAP için ağır cezalar çıkabileceği belirtiliyor.
DOMİNO ETKİSİ YAŞANIYOR
Şimdi gelelim yazılım cephesindeki savaşların nasıl ve nereden başladığına. Çeşitli ülkelerde görüştüğüm Kaspersky yöneticilerinin söylediklerine dayanarak şunları söyleyebilirim. ABD’de yapılan son seçimlerde Başkan adaylarından Hillary Clinton’a ait bilgilerin çalınmasında en büyük şüpheli olarak Kaspersky görülüyordu. Yapılan araştırmaların sonunda Kaspersky ile ilgili bilgiler netleşince ABD tüm devlet kuramlarından Kaspersky’yi kaldırmalarını istedi. Devlet kuramlarının Kaspersky’yi kaldırmaya başlamalarını özel sektör de takip etti. İşte, bu durum ABD’deki tüm Rus yazılımları için domino etkisi yaptı ve Rus kaynaklı tüm yazılımlar ABD’deki tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarından çıkartılmaya başlandı. ABD’nin ardından İngiltere, Avusturalya, Japonya ve diğer bazı Avrupa Birliği ülkeleri de Rus yazılımlarına karşı şüpheci davranmaya ve olabildiğince erken şekilde tüm bu yazılımları sistemlerinden çıkarmaya başladılar. İşin tirajikomik yanı dünyada en çok kullanılan web sunucu yazılımlarından biri olan ücretsiz Nginx’de Ruslar tarafından geliştiriliyor ve bu sunucu yazılımı da şüpheli yazılımlar arasına alındı.
RUSYA'DAN KARŞI ATAK
Bu durumu gören Rusya boş durur mu? O da bu bir nevi adı konmamış ‘yazılım ambargosu’na karşı bir reaksiyon gösterme gereği gördü ve kendileri de tüm ABD menşeli yazılımları - ki bunlar sadece antivirüs yazılımları değil, Microsoft Windows, Oracle Database, VMware vb. - karşı sessiz bir ambargoya başladı. Tüm kritik kuramlardan ABD yazılımları ve veri tabanları başta olmak üzere olabildiğince uzaklaşarak açık kaynak bileşenleri olan MySQL, PostgreSQL, Linux, Xen gibi araçlara yönlendiler.
VAKİT KAYBETMEDEN...
Tüm bu olanlar aslında ülkemiz için bir fırsat. Zaten ABD’deki Halkbank dava süreçleriyle giderek gerilen ilişkilerimizin bu davanın sonucunda bir yaptırıma da maruz kalacağımız söyleniyor. Buradan hareketle Türkiye ile ABD arasındaki cari açığın en büyük sorumlularından biri olan bilişim giderlerini azaltma konusunda harekete geçebiliriz. Rusların yaptığı gibi vakit kaybetmeden açık kaynağa yönelmemizin gerekliliği gün gibi aşikârdır. Bu nasıl yapılmalı derseniz cevap çok açıktır. TÜBİTAK’a ikinci bir şans verilmeli. Gerçi uzun zaman önce Pardus’la başlayan ancak ilerletilemeyen süreçleri ve bu yüzden kapanan firmaların listesinin bir külliyat olabileceğini hatırladığımızda moralimiz bozulmuyor değil. Fakat TÜBİTAK’ın özel sektör gözüyle ve bakış açısıyla tüm projeleri tekrardan ele alarak ticarileşebilecek olanları sürdürmesi gerekiyor. Kısacası şunu diyorum: TÜBİTAK'ın, çokça proje yürütüyor olmasının bir anlamı yok. Bu projelerden kaçını gerçekten ticarileştirebiliyor? Bu soruya verilecek bir cevap var mı?
BİLİŞİM sektöründe her zaman yerliden yana oldum. Meslek hayatım boyunca gerek yazılım gerek donanım, yerli olarak bir şeyler yapanları gücüm nispetince hep destekledim. Nitekim yılm son haftasını sektör olarak yazılım ambargoları gündemiyle geçirdik. Bu zamana kadar söylediklerimizin doğruluğunun teyidine kendi adımıza sevinelim mi yoksa üzülelim mi bilemedik. Olaylar bizim medyada her ne kadar ABD Başkanı Donald Trump’m “İran’a ambargoyu deleni yaşatmayın” talimatının ülkemizdeki yazılım sektöründe yansımasının SAP üzerinden geldiği şeklinde görüldüyse de işin aslının nereden başladığım ileriki paragraflarda anlatacağım.
SAP TAAHHÜT METNİ GÖNDERDİ
Önce SAP konusuna değinelim. SAP, ülkemizde binlerce müşterisi olan bir Alman firması. Tüm müşterilerine dijital ortamda bir taahhüt metni göndererek “Kendi yazılımlarını kullanırak İran’la iş yapmamaları” konusunda imza vermeleri talebinde bulundu. Gönderdiği İngilizce metnin Türkçesi şöyle:
“SAP’nin iç denetim sürecinde........şirketinin İran ile bağlantıları tespit edildiğine dair Intelligence tarafından bilgilendirildik......olarak İran’da tesisimiz, satış elamanımız, varlığımız, depomuz vb. olmadığını onaylıyorum. Faaliyetlerimiz tümüyle Türkiye’de yürütülmektedir ve ABD yaptırımlarını tamamen kaldırmadıkça İran’da ofis/fabrika kurma niyetimiz yoktur.”
Yorumu size bırakıyorum...
SAP’nin böyle bir harekete girişmesinin arkasında yatansa ABD’de kendisi hakkında açılan bir soruşturma. Bu soruşturmada ABD’nin İran yaptırımlarının aşılması gibi bir durum söz konusu. Çokuluslu nükleer anlaşmayı takiben 2016 yılının başlarında Avrupa Birliği ve ABD tarafından İran’a uygulanan bazı yaptırımların kaldırılmasına rağmen, geri kalan ABD yaptırımlarının ihlal edilmesinden ötürü SAP için ağır cezalar çıkabileceği belirtiliyor.
DOMİNO ETKİSİ YAŞANIYOR
Şimdi gelelim yazılım cephesindeki savaşların nasıl ve nereden başladığına. Çeşitli ülkelerde görüştüğüm Kaspersky yöneticilerinin söylediklerine dayanarak şunları söyleyebilirim. ABD’de yapılan son seçimlerde Başkan adaylarından Hillary Clinton’a ait bilgilerin çalınmasında en büyük şüpheli olarak Kaspersky görülüyordu. Yapılan araştırmaların sonunda Kaspersky ile ilgili bilgiler netleşince ABD tüm devlet kuramlarından Kaspersky’yi kaldırmalarını istedi. Devlet kuramlarının Kaspersky’yi kaldırmaya başlamalarını özel sektör de takip etti. İşte, bu durum ABD’deki tüm Rus yazılımları için domino etkisi yaptı ve Rus kaynaklı tüm yazılımlar ABD’deki tüm kamu ve özel sektör kuruluşlarından çıkartılmaya başlandı. ABD’nin ardından İngiltere, Avusturalya, Japonya ve diğer bazı Avrupa Birliği ülkeleri de Rus yazılımlarına karşı şüpheci davranmaya ve olabildiğince erken şekilde tüm bu yazılımları sistemlerinden çıkarmaya başladılar. İşin tirajikomik yanı dünyada en çok kullanılan web sunucu yazılımlarından biri olan ücretsiz Nginx’de Ruslar tarafından geliştiriliyor ve bu sunucu yazılımı da şüpheli yazılımlar arasına alındı.
RUSYA'DAN KARŞI ATAK
Bu durumu gören Rusya boş durur mu? O da bu bir nevi adı konmamış ‘yazılım ambargosu’na karşı bir reaksiyon gösterme gereği gördü ve kendileri de tüm ABD menşeli yazılımları - ki bunlar sadece antivirüs yazılımları değil, Microsoft Windows, Oracle Database, VMware vb. - karşı sessiz bir ambargoya başladı. Tüm kritik kuramlardan ABD yazılımları ve veri tabanları başta olmak üzere olabildiğince uzaklaşarak açık kaynak bileşenleri olan MySQL, PostgreSQL, Linux, Xen gibi araçlara yönlendiler.
VAKİT KAYBETMEDEN...
Tüm bu olanlar aslında ülkemiz için bir fırsat. Zaten ABD’deki Halkbank dava süreçleriyle giderek gerilen ilişkilerimizin bu davanın sonucunda bir yaptırıma da maruz kalacağımız söyleniyor. Buradan hareketle Türkiye ile ABD arasındaki cari açığın en büyük sorumlularından biri olan bilişim giderlerini azaltma konusunda harekete geçebiliriz. Rusların yaptığı gibi vakit kaybetmeden açık kaynağa yönelmemizin gerekliliği gün gibi aşikârdır. Bu nasıl yapılmalı derseniz cevap çok açıktır. TÜBİTAK’a ikinci bir şans verilmeli. Gerçi uzun zaman önce Pardus’la başlayan ancak ilerletilemeyen süreçleri ve bu yüzden kapanan firmaların listesinin bir külliyat olabileceğini hatırladığımızda moralimiz bozulmuyor değil. Fakat TÜBİTAK’ın özel sektör gözüyle ve bakış açısıyla tüm projeleri tekrardan ele alarak ticarileşebilecek olanları sürdürmesi gerekiyor. Kısacası şunu diyorum: TÜBİTAK'ın, çokça proje yürütüyor olmasının bir anlamı yok. Bu projelerden kaçını gerçekten ticarileştirebiliyor? Bu soruya verilecek bir cevap var mı?
Yatırım ivmesi devam edecek
Sanayide kapasite kullanım oranlan yüzde 80 lere dayandı. Ekonomistlere göre 2017’nîn ilk dokuz ayında yüzde 7.4 büyüyen ekonomide gidişat olumlu. Güçlü iç ve dış talebin etkisiyle büyüme dengelenerek devam edecek...
Yatırım ivmesi devam edecek
TÜRKİYE ekonomisi bir yılı daha geride bıraktı. 15 Temmuz darbe girişiminin etkisiyle 2016 yılının üçüncü çeyreğinde, 2009 yılından beri ilk kez daralan Türkiye ekonomisi, 2017 yılında güçlü büyüme performansı gösterdi. Güçlü makroe-konomik temeller ve alman tedbirlerin etkisiyle 2016 pli son çeyreğinde toparlanmaya başlayan ve yılı yüzde 3.2 büyümeyle kapatan Türkiye ekonomisi, 2017 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde sırasıyla yüzde 5.3 ve yüzde 5.4 büyüdü. Kredi Garanti Fonu (KGF) desteği, vergi indirimleri ve yatırım teşviklerinin yanı sıra güçlü baz etkisiyle, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomik büyüme yüzde 11.1 düzeyinde gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre, 2017 Eylül itibarıyla son bir yılda işgücü 1 milyon 128 bin kişi artarken, istihdam 1 milyon 233 bin kişi arttı.
Ekonomistlere göre, yatırımlardaki hızlanmanın etkisinin, 2017 son çeyreği ve 2018 yılında hissedilmesi bekleniyor. Türkiye’de yüzde 80’lere dayanan kapasite kullanım oranı yatırımlardaki ivmenin devam edeceğine, iç ve dış talepteki iyileşmenin de sürdüğüne işaret ediyor. Bu arada 1.603 TL'ye yükselen asgari ücretin de talebin artmasına katkı yapacağı tahmin ediliyor.
KAPASİTE KULLANIM
Kasımda yüzde 79.9 ile dokuz yılm zirvesini yenileyen imalat sanayi kapasite kullanım oranı 2017 Aralık’ta bir önceki aya göre 0.9 puan azalarak yüzde 79 oldu. İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yılın son çeyreğinde, yüzde 11.1’lik büyümenin gerçekleştiği üçüncü çeyreğin üzerinde bir performans gösterdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nm (TCMB) imalat sanayinde faaliyet gösteren 2 bin 101 katılımcıdan aldığı yanıtları ağırlıklı olarak toplulaştırmasıyla elde ettiği imalat sanayi kapasite kullanım oranı verilerine göre mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı ise aylık 0.5 puan azalışla yüzde 79 oldu.
Kapasite kullanım oranı arttıkça reel sektörün büyüdüğü ve yatırımların artış yönünde olacağı beklentisi oluştuğuna dikkati çeken İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, 2018’de yatırımların artarak devam edebilmesinin talep seviyesi ve genel ekonomik koşullara bağlı olduğunu vurguladı. Şeker, “Dört aydır yükselişte olan kapasite kullanım oranı aralıkta azalmış olsa da dayanıklı tüketim mallarında bir artış gözlenmekte. 2017 yılını kapasite kullanım oranları açısından değerlendirdiğimizde kısmi bir toparlanmanın yaşandığı söylenebilir” dedi.
"YATIRIMLAR CANLANACAK"
Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Berksoy, 2017’nin son çeyreği ve 2018’in ilk iki çeyreğinde yatırımlarda artışın canlanacağı görüşünde. Özel sektör yatırımlarının son birkaç senedir durgun olduğunu dile getiren Berksoy, bunun arkasında riskler ve yatırımcıların önünü görememesi gibi birçok neden olduğunu kaydetti. 2017’nin üçüncü çeyreği için açıklanan verilerde sabit sermaye oluşumunun oldukça yüksek bir hızda arttığına dikkati çeken Berksoy, “Yatırım harcamalarının kamu ve özel sektör arasındaki dağılımım göremiyoruz. Ancak şu var, 2017’nin üçüncü çeyreğinde bir taraftan ekonomiye hız vermek için kamu yatırım harcamalarının arttığını, diğer taraftan da Kredi Garanti Fonu, vergi düzenlemeleri ve teşvik önlemleriyle birlikte özel sektörün yeniden yatırıma pozitif baktığını öngörüyoruz. Üçüncü çeyrekte yatırımlar hızlandığına göre önümüzdeki döneme de yansır. 2018’in ilk iki çeyreğinde yatırım harcamalarının canlı olacağım göreceğiz. Kamu yatırımlarının ise yavaş yavaş geri çekilmesiyle yatırım harcama artış hızlarında bir yavaşlama olabilir. 2018’in ikinci yarısında yatırımların seyri küresel ortamın nasıl gelişeceğine bağlı” diye konuştu.
"BÜYÜME MODELİ DEĞİŞMELİ"
Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emre Alkin, Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü ancak büyümenin katma değer açısından tatmin edici olduğunu söylemenin zor olduğunu vurguladı. Alkin, “Büyüme gerçek değildir” diyenlere katılmadığının altını çizdi. Geleceği konuşan, katma değer yaratan bir büyüme modelinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Alkin, “Marka, tasarım, katma değer, teknoloji konuşmalıyız. Bir kere aynı şeyden milyonlarca üreterek ‘yüksek ciro’ elde etme, İkincisi herkesin ürettiğinden üretip ‘iskontoyla satma’ mantığından uzaklaşmalıyız. Herkesin ürettiğini üretirseniz. Iskonto yapmaktan başka çareniz kalmıyor. Türkiye’nin artık dünyanın geleceği ile ilgili projeler üretmesi lazım” dedi.
Alkin, işsizlik oranlarının model değişmedikçe yüzde 9.5 platosunun aşağı inmesinin çok mümkün olmadığını vurguladı. Merkez Bankası beklenti anketlerine katılanlarm, 2018 sonunda çift haneli enflasyon düşünmediğini anımsatan Alkin, 2020’nin sonuna kadar enflasyonda yüzde 5’in zor olduğunu dile getirdi.
REEL KESİM GÜVENİ
Güven endekslerinde yavaşlama aralık ayında da devam etti. “100” olan iyimserlik sınırının üzerinde gerçekleşen reel sektör güven endeksi aralıkta bir önceki aya kıyasla 3 puan gerileyerek 103.3 oldu. TCMB’nin açıkladığı reel kesim güven endeksi verilerine göre, gelecek üç aydaki üretim hacmi, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, sabit sermaye yatırım harcaması Ve mevcut toplam sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler endekse azalış yönünde yansıdı. Mevsimsel-likten arındırılmış reel kesim güven endeksi aralıkta bir önceki aya göre 0.6 puan azalarak 109.2 puan seviyesinde gerçekleşti.
Sektörel güven endekslerine göre hizmet ve inşaat sektörlerinde güven azalırken, perakende ticaret sektöründe arttı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, mevsim etkilerinden arındırılmış hizmet sektörü güven endeksi aralıkta bir önceki aya göre yüzde 3.5 azalışla 96.2, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 0.7 artışla 100.6, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 1 azalışla 81.6 düzeyinde gerçekleşti.
İHRACAT 143.3 MİLYAR DOLAR
Kasımda ihracat yüzde 11.2, ithalat yüzde 21.3 arttı. Dış ticaret açığı beklentilere paralel, geçen yılın üzerinde gerçekleşti. TÜİK ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre, ihracat kasımda 14.2 milyar dolar, ithalat 20.5 milyar dolar oldu. Kasımda dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayma göre yüzde 52.4 artarak 6.3 milyar dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı bu dönemde yüzde 75.5’ten yüzde 69.2’ye düştü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre kasımda bir önceki aya göre ihracat yüzde 1.6 arttı, ithalat yüzde 2.4 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise kasımda önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 11.1, ithalat yüzde 21.4 artış gösterdi.
2017 yılının 11 ayında ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10.4 artışla 143.2 milyar dolar, ithalat yüzde 16.9 artışla 210.7 milyar dolar, dış ticaret açığı yüzde 33.8 artışla 67.5 milyar dolar oldu.
SANAYİ ÜRETİMİ 1.2 TRİLYON TL
Türkiye’nin sanayi üretimi altı yılda yüzde 134.1 artışla 2016 sonunda 1 trilyon 169 milyar TL’ye yükselirken, üretim değeri yüzde 138 artışla 1 trilyon 46 milyar TL oldu. TÜİK geçen hafta 2016 yılı, yıllık sanayi ürün (PRODCOM) istatistiklerini açıkladı. Buna göre 2016’da Türkiye’de 1 milyon 367 bin 725 adet otomobil, 179 milyon 370 bin 200 ton hazır beton üretildi. Girişimlerin ürettikleri ürünlerden yaptıkları satış 2016 yılında 1 trilyon 45 milyar 754 milyon TL oldu. İmalat sanayinde 2016’da yüksek teknoloji sınıfındaki ürünlerin toplam satış değerinin yüzde. 3.3’ünü oluşturduğu görüldü. Düşük ve orta-düşük teknoloji gruplarının toplamı yüzde 71.5 olurken orta-yüksek teknoloji grubunun payı yüzde 25.2’de kaldı.
Prof. Dr. Berrin Ceylan ATAMAN / Ankara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Anabilim Dalı Başkanı
“İstihdam artışı için reel yatırım artışı gerekli”
2017 işsizlik verilerinde düşme eğilimi ağırlıklı olarak istihdam teşviklerinin bir sonucu. İşsizlik verilerindeki düşme eğiliminin devam etmesi ekonomik büyümenin istihdam yaratma kapasitesine bağlı.
Türkiye işgücü piyasasındaki yapısal sorunların başında gelen yüzde 34.8 oranındaki kayıt dışı çalışma sorun olmaya devam ediyor. 2018’de işgücü piyasalarındaki beklentiler ekonomik büyümenin ve istihdam teşviklerinin olası etkileri bağlamında değerlendirilebilir. 2018'de ekonomik büyümenin istihdam yaratması için reel yatırım artışı olması gerekir. Büyümenin finansmanı ve sürdürülebilirliği açısından enflasyondaki yukarı yönlü baskının dikkate alınması gerekir.
Son dönemde en fazla iş olanağı hizmet sektöründe gerçekleşti. Ancak bu istihdam ağırlıklı olarak niteliksiz ve süreli. Oysa günümüz ekonomilerindeki gelişme ancak katma değeri yüksek istihdam biçimlerinin yaratılmasıyla mümkün. Bu bağlamda yeni açıklanan istihdam seferberliği kapsamındaki bilişim ve imalat sanayiye öncelik kazandırılması katma değeri yüksek istihdam yaratmak ve Türkiye'nin küresel rekabetçiliği açısından önemli bir adım. Sanayi 4.0’a yapılacak yatırım nitelikli işgücü talebini arttırarak, eğitimli ve yüksek gelirli bir işgücü yapısı ortaya çıkaracak.
Prof. Dr. Taner BERKSOY / Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi
''Büyüme için yeni büyük sanayi yatırımları yapılmalı''
Ekonomi hızlandığı zaman dış ticaret açığı büyüyor, cari açığa yansıyor. 2017 yılının son çeyreği ve 2018 yılının ilk iki çeyreğinde dış ticaret açığı ve cari açıkta bir yavaşlama olur ama bir gerileme beklemek mümkün değil. Türkiye’nin büyümesi için yatırım yapması lazım. Yatırım malları üretimimiz yavaş olduğu için üretimi hızlandırdığımız zaman kullanacağımız ara malların, girdilerin önemli kısmı ithal ediliyor. Çok büyük ölçüde ara malı ve tüketim malı ithal ediyoruz. Bu yapıyı değiştirmemiz lazım. Verim ve rekabet düzeyini yükseltecek alanlarda üretimi teşvik edip, bir miktar ithalatı dolaylı yollardan zorlaştırmak gerekir. Enflasyonda 2017 aralıkta baz etkisiyle gerilemeye başlayacak. Enflasyon önümüzdeki dönem bir miktar yavaşlar ancak 2018'de enflasyonu yüzde 7-8’in altına indirmek güç. Üçüncü çeyrek büyümede çok güçlü baz etkisi var. 2017 yılı genelinde yüzde 6.5-7 bandında büyüme bekliyoruz. 2018'in ilk iki çeyreğinde de büyümenin hız kaybederek de olsa devam edeceğini öngörüyoruz.
2018'in üçüncü çeyreğinde ise baz etkisi ters dönecek. Orada bir kırılma olur diye tahmin ediyorum.
Prof. Dr. Emre ALKİN / Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı
''Yatırımcı risk almalı''
2017 yılı üçüncü çeyreğinde makine ve teçhizat yatırımlarında yaşanan artış, mevcut olan yatırımlara kapasite eklenmesinden kaynaklanıyor. Kapasite kullanım oranlarının bu kadar yüksek olmasının sebebi de mevcut fabrikaların, sanayi tesislerinin artık kapasite sınırını zorlayarak üretim yapmasından kaynaklanıyor.
Ancak yatırımcılar yeni yatırımlar için çok fazla risk almak istemiyor. Önümüzdeki döneme ilişkin erken seçim söylentileri, piyasa ve küresel riskler nedeniyle yatırımcı büyük yatırımlara girmek istemiyor. Türkiye’de istihdam artıyor fakat işsizlik de artıyor.
Bu kadar yüksek büyüme ile bu kadar yüksek işsizlik olmaması gerekiyor. Kayıt dışına yönelen bir istihdam var. Bir zamanlar işgücü maliyetlerini düşürmek için yapılan taşeron işçilik, bugün işgücü maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle kötüye kullanılan bir araç haline geldi. Kayıt dışı istihdam sorunu artık TÜİK tarafından takip edilemeyecek temel bir yük. Türkiye'de kayıt dışı istihdamı artıran bir büyüme modeli olduğunu düşünüyorum.
Hülya Genç SERTKAYA
Yatırım ivmesi devam edecek
TÜRKİYE ekonomisi bir yılı daha geride bıraktı. 15 Temmuz darbe girişiminin etkisiyle 2016 yılının üçüncü çeyreğinde, 2009 yılından beri ilk kez daralan Türkiye ekonomisi, 2017 yılında güçlü büyüme performansı gösterdi. Güçlü makroe-konomik temeller ve alman tedbirlerin etkisiyle 2016 pli son çeyreğinde toparlanmaya başlayan ve yılı yüzde 3.2 büyümeyle kapatan Türkiye ekonomisi, 2017 yılının birinci ve ikinci çeyreğinde sırasıyla yüzde 5.3 ve yüzde 5.4 büyüdü. Kredi Garanti Fonu (KGF) desteği, vergi indirimleri ve yatırım teşviklerinin yanı sıra güçlü baz etkisiyle, 2017 yılının üçüncü çeyreğinde ekonomik büyüme yüzde 11.1 düzeyinde gerçekleşti. Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) verilerine göre, 2017 Eylül itibarıyla son bir yılda işgücü 1 milyon 128 bin kişi artarken, istihdam 1 milyon 233 bin kişi arttı.
Ekonomistlere göre, yatırımlardaki hızlanmanın etkisinin, 2017 son çeyreği ve 2018 yılında hissedilmesi bekleniyor. Türkiye’de yüzde 80’lere dayanan kapasite kullanım oranı yatırımlardaki ivmenin devam edeceğine, iç ve dış talepteki iyileşmenin de sürdüğüne işaret ediyor. Bu arada 1.603 TL'ye yükselen asgari ücretin de talebin artmasına katkı yapacağı tahmin ediliyor.
KAPASİTE KULLANIM
Kasımda yüzde 79.9 ile dokuz yılm zirvesini yenileyen imalat sanayi kapasite kullanım oranı 2017 Aralık’ta bir önceki aya göre 0.9 puan azalarak yüzde 79 oldu. İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yılın son çeyreğinde, yüzde 11.1’lik büyümenin gerçekleştiği üçüncü çeyreğin üzerinde bir performans gösterdi. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nm (TCMB) imalat sanayinde faaliyet gösteren 2 bin 101 katılımcıdan aldığı yanıtları ağırlıklı olarak toplulaştırmasıyla elde ettiği imalat sanayi kapasite kullanım oranı verilerine göre mevsimsel etkilerden arındırılmış kapasite kullanım oranı ise aylık 0.5 puan azalışla yüzde 79 oldu.
Kapasite kullanım oranı arttıkça reel sektörün büyüdüğü ve yatırımların artış yönünde olacağı beklentisi oluştuğuna dikkati çeken İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Maliye Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Murat Şeker, 2018’de yatırımların artarak devam edebilmesinin talep seviyesi ve genel ekonomik koşullara bağlı olduğunu vurguladı. Şeker, “Dört aydır yükselişte olan kapasite kullanım oranı aralıkta azalmış olsa da dayanıklı tüketim mallarında bir artış gözlenmekte. 2017 yılını kapasite kullanım oranları açısından değerlendirdiğimizde kısmi bir toparlanmanın yaşandığı söylenebilir” dedi.
"YATIRIMLAR CANLANACAK"
Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Taner Berksoy, 2017’nin son çeyreği ve 2018’in ilk iki çeyreğinde yatırımlarda artışın canlanacağı görüşünde. Özel sektör yatırımlarının son birkaç senedir durgun olduğunu dile getiren Berksoy, bunun arkasında riskler ve yatırımcıların önünü görememesi gibi birçok neden olduğunu kaydetti. 2017’nin üçüncü çeyreği için açıklanan verilerde sabit sermaye oluşumunun oldukça yüksek bir hızda arttığına dikkati çeken Berksoy, “Yatırım harcamalarının kamu ve özel sektör arasındaki dağılımım göremiyoruz. Ancak şu var, 2017’nin üçüncü çeyreğinde bir taraftan ekonomiye hız vermek için kamu yatırım harcamalarının arttığını, diğer taraftan da Kredi Garanti Fonu, vergi düzenlemeleri ve teşvik önlemleriyle birlikte özel sektörün yeniden yatırıma pozitif baktığını öngörüyoruz. Üçüncü çeyrekte yatırımlar hızlandığına göre önümüzdeki döneme de yansır. 2018’in ilk iki çeyreğinde yatırım harcamalarının canlı olacağım göreceğiz. Kamu yatırımlarının ise yavaş yavaş geri çekilmesiyle yatırım harcama artış hızlarında bir yavaşlama olabilir. 2018’in ikinci yarısında yatırımların seyri küresel ortamın nasıl gelişeceğine bağlı” diye konuştu.
"BÜYÜME MODELİ DEĞİŞMELİ"
Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Emre Alkin, Türkiye ekonomisinin büyüdüğünü ancak büyümenin katma değer açısından tatmin edici olduğunu söylemenin zor olduğunu vurguladı. Alkin, “Büyüme gerçek değildir” diyenlere katılmadığının altını çizdi. Geleceği konuşan, katma değer yaratan bir büyüme modelinin hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Alkin, “Marka, tasarım, katma değer, teknoloji konuşmalıyız. Bir kere aynı şeyden milyonlarca üreterek ‘yüksek ciro’ elde etme, İkincisi herkesin ürettiğinden üretip ‘iskontoyla satma’ mantığından uzaklaşmalıyız. Herkesin ürettiğini üretirseniz. Iskonto yapmaktan başka çareniz kalmıyor. Türkiye’nin artık dünyanın geleceği ile ilgili projeler üretmesi lazım” dedi.
Alkin, işsizlik oranlarının model değişmedikçe yüzde 9.5 platosunun aşağı inmesinin çok mümkün olmadığını vurguladı. Merkez Bankası beklenti anketlerine katılanlarm, 2018 sonunda çift haneli enflasyon düşünmediğini anımsatan Alkin, 2020’nin sonuna kadar enflasyonda yüzde 5’in zor olduğunu dile getirdi.
REEL KESİM GÜVENİ
Güven endekslerinde yavaşlama aralık ayında da devam etti. “100” olan iyimserlik sınırının üzerinde gerçekleşen reel sektör güven endeksi aralıkta bir önceki aya kıyasla 3 puan gerileyerek 103.3 oldu. TCMB’nin açıkladığı reel kesim güven endeksi verilerine göre, gelecek üç aydaki üretim hacmi, gelecek üç aydaki ihracat sipariş miktarı, sabit sermaye yatırım harcaması Ve mevcut toplam sipariş miktarına ilişkin değerlendirmeler endekse azalış yönünde yansıdı. Mevsimsel-likten arındırılmış reel kesim güven endeksi aralıkta bir önceki aya göre 0.6 puan azalarak 109.2 puan seviyesinde gerçekleşti.
Sektörel güven endekslerine göre hizmet ve inşaat sektörlerinde güven azalırken, perakende ticaret sektöründe arttı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre, mevsim etkilerinden arındırılmış hizmet sektörü güven endeksi aralıkta bir önceki aya göre yüzde 3.5 azalışla 96.2, perakende ticaret sektörü güven endeksi yüzde 0.7 artışla 100.6, inşaat sektörü güven endeksi yüzde 1 azalışla 81.6 düzeyinde gerçekleşti.
İHRACAT 143.3 MİLYAR DOLAR
Kasımda ihracat yüzde 11.2, ithalat yüzde 21.3 arttı. Dış ticaret açığı beklentilere paralel, geçen yılın üzerinde gerçekleşti. TÜİK ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığı işbirliğiyle oluşturulan geçici dış ticaret verilerine göre, ihracat kasımda 14.2 milyar dolar, ithalat 20.5 milyar dolar oldu. Kasımda dış ticaret açığı geçen yılın aynı ayma göre yüzde 52.4 artarak 6.3 milyar dolara yükseldi. İhracatın ithalatı karşılama oranı bu dönemde yüzde 75.5’ten yüzde 69.2’ye düştü. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre kasımda bir önceki aya göre ihracat yüzde 1.6 arttı, ithalat yüzde 2.4 azaldı. Takvim etkilerinden arındırılmış seriye göre ise kasımda önceki yılın aynı ayına göre ihracat yüzde 11.1, ithalat yüzde 21.4 artış gösterdi.
2017 yılının 11 ayında ihracat geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10.4 artışla 143.2 milyar dolar, ithalat yüzde 16.9 artışla 210.7 milyar dolar, dış ticaret açığı yüzde 33.8 artışla 67.5 milyar dolar oldu.
SANAYİ ÜRETİMİ 1.2 TRİLYON TL
Türkiye’nin sanayi üretimi altı yılda yüzde 134.1 artışla 2016 sonunda 1 trilyon 169 milyar TL’ye yükselirken, üretim değeri yüzde 138 artışla 1 trilyon 46 milyar TL oldu. TÜİK geçen hafta 2016 yılı, yıllık sanayi ürün (PRODCOM) istatistiklerini açıkladı. Buna göre 2016’da Türkiye’de 1 milyon 367 bin 725 adet otomobil, 179 milyon 370 bin 200 ton hazır beton üretildi. Girişimlerin ürettikleri ürünlerden yaptıkları satış 2016 yılında 1 trilyon 45 milyar 754 milyon TL oldu. İmalat sanayinde 2016’da yüksek teknoloji sınıfındaki ürünlerin toplam satış değerinin yüzde. 3.3’ünü oluşturduğu görüldü. Düşük ve orta-düşük teknoloji gruplarının toplamı yüzde 71.5 olurken orta-yüksek teknoloji grubunun payı yüzde 25.2’de kaldı.
Prof. Dr. Berrin Ceylan ATAMAN / Ankara Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Anabilim Dalı Başkanı
“İstihdam artışı için reel yatırım artışı gerekli”
2017 işsizlik verilerinde düşme eğilimi ağırlıklı olarak istihdam teşviklerinin bir sonucu. İşsizlik verilerindeki düşme eğiliminin devam etmesi ekonomik büyümenin istihdam yaratma kapasitesine bağlı.
Türkiye işgücü piyasasındaki yapısal sorunların başında gelen yüzde 34.8 oranındaki kayıt dışı çalışma sorun olmaya devam ediyor. 2018’de işgücü piyasalarındaki beklentiler ekonomik büyümenin ve istihdam teşviklerinin olası etkileri bağlamında değerlendirilebilir. 2018'de ekonomik büyümenin istihdam yaratması için reel yatırım artışı olması gerekir. Büyümenin finansmanı ve sürdürülebilirliği açısından enflasyondaki yukarı yönlü baskının dikkate alınması gerekir.
Son dönemde en fazla iş olanağı hizmet sektöründe gerçekleşti. Ancak bu istihdam ağırlıklı olarak niteliksiz ve süreli. Oysa günümüz ekonomilerindeki gelişme ancak katma değeri yüksek istihdam biçimlerinin yaratılmasıyla mümkün. Bu bağlamda yeni açıklanan istihdam seferberliği kapsamındaki bilişim ve imalat sanayiye öncelik kazandırılması katma değeri yüksek istihdam yaratmak ve Türkiye'nin küresel rekabetçiliği açısından önemli bir adım. Sanayi 4.0’a yapılacak yatırım nitelikli işgücü talebini arttırarak, eğitimli ve yüksek gelirli bir işgücü yapısı ortaya çıkaracak.
Prof. Dr. Taner BERKSOY / Piri Reis Üniversitesi Öğretim Üyesi
''Büyüme için yeni büyük sanayi yatırımları yapılmalı''
Ekonomi hızlandığı zaman dış ticaret açığı büyüyor, cari açığa yansıyor. 2017 yılının son çeyreği ve 2018 yılının ilk iki çeyreğinde dış ticaret açığı ve cari açıkta bir yavaşlama olur ama bir gerileme beklemek mümkün değil. Türkiye’nin büyümesi için yatırım yapması lazım. Yatırım malları üretimimiz yavaş olduğu için üretimi hızlandırdığımız zaman kullanacağımız ara malların, girdilerin önemli kısmı ithal ediliyor. Çok büyük ölçüde ara malı ve tüketim malı ithal ediyoruz. Bu yapıyı değiştirmemiz lazım. Verim ve rekabet düzeyini yükseltecek alanlarda üretimi teşvik edip, bir miktar ithalatı dolaylı yollardan zorlaştırmak gerekir. Enflasyonda 2017 aralıkta baz etkisiyle gerilemeye başlayacak. Enflasyon önümüzdeki dönem bir miktar yavaşlar ancak 2018'de enflasyonu yüzde 7-8’in altına indirmek güç. Üçüncü çeyrek büyümede çok güçlü baz etkisi var. 2017 yılı genelinde yüzde 6.5-7 bandında büyüme bekliyoruz. 2018'in ilk iki çeyreğinde de büyümenin hız kaybederek de olsa devam edeceğini öngörüyoruz.
2018'in üçüncü çeyreğinde ise baz etkisi ters dönecek. Orada bir kırılma olur diye tahmin ediyorum.
Prof. Dr. Emre ALKİN / Altınbaş Üniversitesi Rektör Yardımcısı
''Yatırımcı risk almalı''
2017 yılı üçüncü çeyreğinde makine ve teçhizat yatırımlarında yaşanan artış, mevcut olan yatırımlara kapasite eklenmesinden kaynaklanıyor. Kapasite kullanım oranlarının bu kadar yüksek olmasının sebebi de mevcut fabrikaların, sanayi tesislerinin artık kapasite sınırını zorlayarak üretim yapmasından kaynaklanıyor.
Ancak yatırımcılar yeni yatırımlar için çok fazla risk almak istemiyor. Önümüzdeki döneme ilişkin erken seçim söylentileri, piyasa ve küresel riskler nedeniyle yatırımcı büyük yatırımlara girmek istemiyor. Türkiye’de istihdam artıyor fakat işsizlik de artıyor.
Bu kadar yüksek büyüme ile bu kadar yüksek işsizlik olmaması gerekiyor. Kayıt dışına yönelen bir istihdam var. Bir zamanlar işgücü maliyetlerini düşürmek için yapılan taşeron işçilik, bugün işgücü maliyetlerinin yükselmesi nedeniyle kötüye kullanılan bir araç haline geldi. Kayıt dışı istihdam sorunu artık TÜİK tarafından takip edilemeyecek temel bir yük. Türkiye'de kayıt dışı istihdamı artıran bir büyüme modeli olduğunu düşünüyorum.
Hülya Genç SERTKAYA
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)