28 Ekim 2021 Perşembe

İhracat moral verdi

 

İHRACAT 2019’a hızlı başladı. Serbest bölge ihracatları ve antrepo verilerini de kapsayan genel ticaret sistemine göre ihracat Ocak’ta yüzde 6.33 artışla 13.9 milyar dolara yükseldi. Ticaret Bakanlığı’nın açıkladığı resmi olmayan geçici dış ticaret verilerine göre, Ocak’ta ithalat geçen yılın aynı ayma göre yüzde 26.9 azalışla 16.2 milyar dolar düzeyinde gerçekleşirken, ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 85.7 oldu. Ocakta dış ticaret açığı yüzde 74.6 azalışla 2.3 milyar dolara geriledi. İhracat verileri umut verirken, enflasyondaki düşüşü gıda fiyatları frenledi. Ocak’ta tüketici fiyatları yüzde 1.06 arttı ve yıllık enflasyon 0.05 puan yükselerek yüzde 20.35 oldu. Enerji fiyatları Ocak ayında elektrik, doğalgaz ve su . fiyatlarında yapılan indirimlerin etkisiyle yüzde 4.20 azaldı. Çekirdek göstergelerin yıllık enflasyonu ve ana eğilimi geriledi. Ocak’ta B ve C endekslerinin yıllık değişim oranları sırasıyla 0.6 ve 0.51 puan azalarak yüzde 19.55 ve yüzde 19.02 olarak gerçekleşti.

İHRACATTA YENİ SİSTEM

Tüm dünyada dış ticaret istatistikleri iki ana kategoride gruplandırılıyor. Özel ticaret sisteminde (ÖTS) gümrük sınırı esas alınırken, genel ticaret sisteminde (GTS) gümrük alanlarına ve serbest bölgelere giren ve çıkan mallar da dış ticaret verisinde kaydediliyor. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 74 ülke ÖTS’yi, 117 ülke ise GTS’yi kullanıyor. Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan, geçen hafta Ankara'da Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı İsmail Gülle’nin de katılımıyla gerçekleştirdiği basın toplantısında Bakanlık olarak 2019’da dış ticaret verilerini hem özel ticaret sistemine göre hem de genel ticaret sistemine göre paylaşacaklarım açıkladı. Özel ticaret sistemine göre Ocak ayı ihracatı yüzde 5.93 artışla 13.17 milyar dolar, ithalatı yüzde 27 azalışla 15.7 milyar dolar olurken, dış ticaret açığı yüzde 72.1 gerilemeyle 2.5 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Ocak’ta ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 57.77’den yüzde 83.85’e yükseldi.

2019 Ocak’ta özel ticaret sistemine göre yatırım malları ihracatı yüzde 26.8 artışla 1.5 milyar dolar olurken ithalatı yüzde 40.3 azalışla 1.6 milyar dolar düzeyinde kaldı. Hammadde ihracatı yüzde 6.2 artışla 6.36 milyar doları aşarken ithalatı yüzde 24. i azalışla 12.7 milyar dolar oldu. Tüketim malları ihracatının yüzde 0.04 azalışla 5.2 milyar dolar düzeyinde gerçekleştiği Ocak’ta, ithalat ise yüzde 34.3 azalışla 1.3 milyar dolar düzeyinde gerçekleşti. Ocak ayında en çok ihraç edilen fasıl 1.96 milyar dolarla motorlu kara taşıtları, en çok ithal edilen fasıl ise 3.9 milyar dolarla mineral yakıtlar, mineral yağlar ve müstahzarlan oldu.

Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selva Demiralp, ABD Merkez Bankası Fed’in faiz artırımlarına ara vereceği sinyalini vermesinin Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için finansal koşullarda bir rahatlama getireceğini vurgulayarak, bu rahatlamanın borç kanallarına daha rahat erişim sureti ile büyüme ve ihracatı olumlu etkileyeceğini vurguladı. 2019 ihracatındaki en büyük riskin global ölçekte yaşanması öngörülen yavaşlama olduğuna dikkat çeken Demiralp, “Avrupa ve Çin’de başlayan yavaşlama dünyanın geri kalanı için hem bir bulaşıcılık etkisi hem de küçülen ihracat pazarı anlamına geliyor” dedi.

SEPET GÜNCELLENDİ

Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) hesaplamalarında kullanılan endeks sepeti ve ağırlıklarını her yıl olduğu gibi bu yıl da güncelleyen Türkiye İstatistik Kurumu (TÜÎK) geçen hafta yılın ilk enflasyon verilerini açıkladı. Buna göre sepette en büyük paya sahip olan gıda ve alkolsüz içecekler ile konutun ağırlığı artarken, ulaştırmanın ağırlığı azaldı. TÜFE, 2019’da 418 maddeyi kapsadı. Ocak enflasyon sepetinde ağırlığı yüzde 23.03’ten yüzde 23.29’a çıkan gıda ve alkolsüz içeceklerinde fiyat artışı Ocak’ta yüzde 6.43 oldu. Gıda ve alkolsüz içecekler yıllık enflasyonu Ocak’ta 5.86 puan artarak yüzde 30.97 düzeyinde gerçekleşti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) Ocak Ayı Fiyat Gelişmeleri Raporu’na göre işlenmemiş gıda yıllık enflasyonu bu dönemde 13.45 puan artışla yüzde 40.54’e ulaştı. Bu gelişmede, olumsuz hava koşullarına bağlı olarak sebze (yüzde 42.57) ve patates (yüzde 17.98) fiyatlarındaki artışlar öne çıktı, işlenmiş gıda grubunda ise fiyatlar yüzde 0.88 oranında artarken grup yıllık enflasyonu yüzde 22.15’e geriledi. Ocak’ta aylık en fazla düşüş gösteren grup enflasyon sepeti ağırlığı yüzde 7.21’den yüzde 7.24’e yükselen giyim ve ayakkabıydı.

Ocak’ta giyim ve ayakkabı fiyatları yüzde 7.95 düşüş gösterdi. Endekste düşüş gösteren bir diğer grup ise yüzde 3.10 ile konut oldu.

GIDANIN KATKISI 1.34 PUAN

Ocak’ta bir önceki aya kıyasla alt grupların yıllık tüketici enflasyonuna katkıları, enerji ve temel mal gruplarında sırasıyla 0.97 ve 0.65 puan düşüş, gıda ve hizmet gruplarının katkıları sırasıyla 1.34 ve 0.30 puan artış şeklinde oldu. TÜİK verilerine göre, yurtiçi üretici fiyatları (Yİ-ÜFE) Ocak’ta yüzde 0.45 oranında yükselirken, yıllık enflasyon 0.71 puan azalarak yüzde 32.93’e geriledi. Üretici yıllık enflasyonu Türk lirası ve emtia fiyatlarındaki yakın dönem gelişmelerine bağlı olarak gerileme kaydetti, ancak birikimli etkilerle yüksek seviyesini korudu. Bu arada gıda fiyatlarındaki artış hükümeti harekete geçirdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “fiyatlara ayar çekeceğiz” sözleri sonrası belediyelerin kurağı tanzim marketler için ilk adım atıldı.

Prof. Dr. Demiralp, Ocak ayı enflasyon verisinin beklenti dahilinde ve bir önceki yılın Ocak ayı rakamına çok yakın bir seviyede gerçekleştiğini vurguladı. Kış aylarının gıda enflasyonunu yukarı iterken, giyim ve ayakkabı gibi sektörlerdeki indirimlerin mevsimsel enflasyonu aşağı çektiğini söyleyen Demiralp, bir seferlik faktörler denilen ÖTV ve KDV indirimlerinin devam etmesi ile elektrik ve do-ğalgaz indirimlerinin enflasyonu aşağı çektiğini bildirdi. Demiralp, “Enflasyon beklentileri ile şekillenen trendin kırılabilmesi için çok sabırlı bir parasal sıkı-laştırmaya hükümetin tam destek olması gerekir. Gıda enflasyonunda mevsimsel-lik ve trend etkisinin rolü görülüyor. Antalya’daki üretim toplam meyve sebze üretiminin yüzde 10’undan az. Bu kadar sınırlı etkinin ülke genelinde ölçülen gıda enflasyonunu açıklayabilmesi mümkün değil. Fiyatlama davranışlarındaki bozulmanın genel sorumlusu enflasyon beklentileridir” dedi.

BÜYÜKBAŞ SAYISINDA ARTIŞ

TÜÎK geçen hafta 2018 hayvansal üretim istatistiklerini de yayımladı. Buna göre büyükbaş hayvan sayısı 2018’de bir önceki yıla göre yüzde 6.9 artarak 17 milyon 221 bin oldu. Sığır sayısı yüzde 6.9 artarak 17 milyon 43 bin, manda sayısı yüzde 10.5 artış ile 178 bin 397 oldu. Küçükbaş hayvan sayısı da 2018’de bir önceki yıla göre yüzde 4.1 artarak 46 milyon 117 bine yükseldi. Toplam süt üretimi 2018’de bir önceki yıla göre yüzde 6.9 artarak 22.1 milyon ton olarak gerçekleşirken, toplam kümes hayvanları sayısı bir önceki yıla göre yüzde 3.2 arttı.

TÜİK geçen hafta motorlu kara taşıtları istatistiklerini de açıkladı. 2018’de 903 bin 274 adet taşıtın trafiğe kaydı yapıldı, 256 bin 298 adet taşıtın trafikten kaydı silindi. Böylece trafikteki toplam taşıt sayısı 646 bin 976 adet arttı.

Prof. Dr. Selva DEMİRALP / Koç Üniversitesi Öğretim Üyesi
"Düşüş üçüncü çeyrekte iyice belirginleşecek"

2019'un ilk çeyreğinde baz etkisi aleyhimizde işleyebilir, enflasyondaki düşüşü sınırlayabilir. İkinci çeyrekte enflasyonun nasıl bir seyir izleyeceği büyük ölçüde tek seferlik faktörler dediğimiz vergi indirimleri ve fiyat seferberliklerinin ne kadar devam edeceğine bağlı olacak. Üçüncü çeyrekte ise baz etkisi bu sefer lehimize işleyecek. Geçen Ağustos'ta ve devam eden aylarda kur şoku nedeni ile enflasyonda bir patlama yaşadık. Bu sene enflasyondaki düşüş muhtemelen üçüncü çeyrekte en belirgin halini alacak ancak yılsonuna doğru yine baz etkisi ile yükseliş gösterecek.

Üç sene içerisinde enflasyonun yüzde 5.4’e inmesinde samimi bir niyet varsa faizlerin bir süre daha inmemesi gerektiğini düşünüyorum. Enflasyon beklentilerinde kalıcı bir düşüş önkoşulu henüz sağlanabilmiş değil. Merkezin bir kez kaybetmiş olduğu kredibilitesini tekrar kazanıp beklentileri hedefle tutarlı olarak çıpalayabilmesi için daha agresif bir para politikası duruşu sergilemesi gerekiyor.

Biyokütle enerjisinde YEKDEM bereketi!

 

Biyokütle, güneşten sonra Türkiye'de en hızlı büyüyen enerji kaynağı. Biyokütle santrallerinin kurulu gücü, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu'nun (EPDK) verilerine göre, Kasım 2017-Kasım 2018 döneminde yüzde 33'lük artış göstererek 569 MVV'a ulaştı. Bunda kuşkusuz biyokütlenin toplam enerji üretimi içindeki payının çok küçük olmasının etkisi var. EPDK verilerine göre, biyokütleden elde edilen elektriğin toplam elektrik üretimi içindeki payı henüz yüzde 0,68 düzeyinde.

Ancak biyokütle enerjisinin yerli ve milli bir kaynak olması nedeniyle cari açık sorununun azaltılmasına ciddi katkı sağlaması mümkün. Sektör temsilcileri, Türkiye'nin atıktan elektrik enerjisinde 5 milyar dolarlık potansiyele sahip olduğunu vurguluyor. Türkiye'de yılda 200 milyon ton atığın ortaya çıktığı tahmin ediliyor. Bunun tamamının enerji olarak değerlendirilmesi durumunda üretilecek elektriğin yılda 100 milyar kWh'ye ulaşacağı hesaplanıyor. Orta vadede bu atığın yaklaşık yarısının değerlendirmeye alınabileceği düşünüldüğünde bile atıktan yılda 5 milyar dolarlık katma değer elde etmenin mümkün olabileceği öngörülüyor.

YEKDEM ETKİSİ

Türkiye'de biyokütle kaynaklarına dayalı enerji üretimine yönelik araştırmalar 2000'li yıllarda başladı. Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun'un (YEKDEM) 2005'te yürürlüğe girmesini takiben özel sektörün de katkılarıyla hızla gelişme evresine girildi.

Son dönemde biyokütlede özellikle şehir çöpünden elektrik üretmeye yönelik santraller öne çıktı. Bu sayede belediyeler çöplerden modern yöntemlerle kurtulurken, elektrik elde edip gelir sağlamayı da hedefliyor. Bugün gelinen noktada Türkiye'de biyokütle santrallerinin kurulu gücü 569 MW'a ulaştı. Biyokütlede en büyük pay çöpten enerji üreten santrallere ait. Toplam kurulu gücün 286 MW'ı biyogaz yöntemiyle elektrik elde eden santrallerden geliyor. Ancak Türkiye'de şehir çöplerinin 850 MW'lık potansiyelinin bulunduğu tahmin ediliyor.

30 MİLYON DOLAR YATIRIM

Çöp bertarafı konusu Türkiye'de bir 'devlet politikası' haline gelmiş durumda. Hükümetin yerel yönetimleri bu konuda gerekli yatırımları yapmaya teşvik ettiği biliniyor. Önümüzdeki süreçte de belediyelerin atıktan enerji üretimi konusunda ciddi yatırımlar yapması bekleniyor.

Türkiye'de belediyeler çöp bertarafında genellikle 'vahşi depolama' yöntemini kullanıyor. Bazı şehirlerde çöpten çıkan metan gazından enerji üretiliyor. Ama Mimsan'ın Malatya'da 'yap-işlet-devret' modeliyle kurduğu santral gibi farklı yöntemleri bir arada kullanan santraller de var. Mimsan'ın Malatya'da kurduğu biyokütle santralinde, şehir çöpünden, yakma, termal gazlaştırma, biyogaz, çöp gaz ve atık ısı (sera ve konut ısıtması) yöntemlerinin tümü birden kullanılarak enerji üretiliyor. 18 MW kurulu güce sahip olan santrale 30 milyon dolarlık yatırım yapılacak.

Mimsan, Malatya'nın yanı sıra Afyon, Düzce, Adana gibi illerde de tarımsal atıklardan enerji elde eden santraller kurdu. Mimsan Grup CEO'su Ahmet ilhan, biyo-kütlenin YEKDEM kapsamında desteklenmesinin son yıllarda yatırımların canlanmasına yol açtığına dikkat çekiyor.

TÜRKİYE'NİN EN BÜYÜĞÜ

Bu alanda Türkiye'nin en büyüğü ise «toplam 135 MW'lık kurulu gücüyle ITC. Bu 'şirket şehir çöpünden biyogaz yöntemiyle enerji elde ediyor. ITC'nin 11 şehirde 13 biyokütle santrali bulunuyor. ITC geçen yıl Yozgat ve Eskişehir'de şehir çöpünden enerji elde eden santralleri devreye aldı. Bu yıl Bingöl'de de yeni bir santrali devreye almaya hazırlanıyor. ITC İş Geliştirme Direktörü Ali Rıza Öner de YEKDEM'in önemine dikkat çekiyor. Öner, "Sektördeki yatırımların sürmesi YEKDEM mekanizmasının sürmesine bağlı" değerlendirmesini yapıyor.

Biyokütle sektörünün en büyük yatırımcıları arasında bulunan Ortadoğu Enerji'nin şu anda toplam 70 MW kurulu gücü bulunuyor. Ortadoğu Enerji Yatırımlar ve İş Geliştirme Müdürü Ahmet Çiçekçi, İstanbul'un çöpünden biyogaz elde edilen Odayeri Santrali'nin de aralarında bulunduğu dört santralle enerji ürettiklerini belirtiyor. Çiçekçi, "Odayeri, alanında Avrupa'nın en büyük santrali konumunda bulunuyor. 2019 yılı içerisinde 12 MW, 2020 içerisinde de 17 MW'lık yatırım planlıyoruz" diyor.

HANGİ TEŞVİKLER VAR?

Biyokütle yatırımlarındaki canlılıkta devletin yenilenebilir enerjiyi teşvik etmek için kullandığı YEKDEM mekanizmasının payı büyük. Devlet, su, rüzgar, güneş, jeoter-mal ve biyokütle ile çalışan elektrik santrali kuranlara, üretecekleri elektriği 10 yıl süreyle döviz cinsinden belli bir fiyattan satın alma garantisi sağlıyor. YEKDEM mekanizmasının kaynaklar bazında yatırımcılara garanti ettiği alım fiyatlarına bakıldığında, biyokütle için bu rakamın 13,3 dolar-cent/kVVh olduğu göze çarpıyor. Yani mevcut destek programı biyokütle yatırımcılarının MW başına 13,3 dolar gelir elde etmesini sağlıyor. Öte yandan santral ekipmanlarını yerli firmalardan alan yatırımcılar, yerli teknoloji teşviği kapsamında, MW başına 8 dolar destek alıyor. Tüm ekipmanların yerli firmalardan tedarik edilmesiyle toplam destek 165 dolara kadar çıkabiliyor.

Ancak YEKDEM 2020 yılında sona eriyor. 2020 yılından sonra yenilenebilir enerji kaynaklarının desteklenip desteklenmeyeceği, desteklenecekse hangi yöntemle destekleneceği konusunda şu anda bir belirsizlik mevcut. Sektör yetkilileri, YEKDEM'in Türkiye'de çöp bertarafında önemli mesafeler kat edilmesini sağladığını ifade ediyor. Teşviğin ortadan kalkması durumunda ise biyokütle santrallerinden kâr elde etmenin güçleşeceğine dikkat çekiliyor.

YATIRIM MALİYETİ NE KADAR?

Biyokütlede termal yakma yöntemiyle kurulan 5 MW’lık bir santralin yatırım maliyeti yaklaşık 10 milyon dolar. 10 MW’tan sonraki her 1 MW ise 1,2 milyon dolarlık ek yatırım gerektiriyor. Biyogaz yöntemini kullanan biyokütle santrallerinde yatırım maliyeti bunun yaklaşık yarısı düzeyinde. Biyokütlede termal yöntemle kurulan santraller kendilerini 4-6 yıl arasında amorti ediyor.

26 Eylül 2021 Pazar

Küresel piyasalarda tansiyon yüksek

 KÜRESEL piyasalarda ekonomik büyümeye dair endişeler baskı yaratıyor. 22 Eylül’de gerçekleştirilecek FED toplantısı öncesi, küresel çapta vaka sayılarındaki artışın etkisiyle ekonomik verilerde gözlenen ivme kaybı, piyasalarda risk iştahını bozdu, özellikle yüksek seyreden enflasyonun yanı sıra büyümenin de ivme kaybediyor olması Stagflasyon ifadesini sıklıkla tartışılır duruma getirdi. Bir önceki haftayı ABD hisse endeksleri yüzde 2 civarında kayıpla kapatırken, geçen hafta da tepki alımlarmın satışlarla karşılandığını görüyoruz. ABD’de ay başında açıklanan Ağustos ayı istihdam verileri delta varyantının da etkisiyle beklentilerin altında gelirken, geçen hafta Çin’den gelen perakende satışlar verisi de beklentilerin oldukça altında gerçekleşti. Ağustos ayında yıllık yüzde 7 artış beklenen perakende satışlar verisi yüzde 2.5 düzeyinde gerçekleşti. ABD’de son açıklanan sanayi üretimi, kapasite kullanım oranı gibi veriler de ivme kaybına işaret ediyor. Küresel piyasalar açısından haftanın en önemli verisi ise ABD’de açıklanan enflasyon rakamlarıydı. ABD’de bir önceki hafta açıklanan ÜFE verisinin yüksek gelmesi, TÜFE’ye dair yukarı yönlü beklentileri artırmıştı ancak TÜFE beklentiye paralel yıllık yüzde 5.3 düzeyinde gerçekleşti. Çekirdek TÜFE ise beklentilerin altında kaldı. Bu da FED’in bir süredir dillendirdiği şekilde enflasyonun yıl sonundan önce tepe yapacağı ve düşüşe geçeceği senaıyosunu güçlendirmiş durumda. Hatırlanacağı gibi Ağustos ayında gerçekleştirilen Jack-son Hole sempozyumunda Povvell, istihdamdaki güçlü seyre işaret ederek tapering sürecinin yıl sonuna kadar başlayabileceğini belirtmişti. Ancak geldiğimiz noktada, Ağustos ayı istihdam verilerinin zayıf gelmesi ve enflasyonda oluşan tepe görüntüsü, Eylül toplantısı özelinde tapering ile ilgili beklentileri azaltmış durumda.

DOĞALGAZ VE ELEKTRİK FİYATLARINDAKİ ARTIŞ GÜNDEMDE

Avrupa’da ise doğalgaz ve elektrik fiyatlarındaki artış gündemde kalmaya devam ediyor. Tedarikle ilgili sıkıntılar ve kışın yaklaşmasıyla doğalgaz rallisi sürerken, elektrik fiyatları da artan doğalgaz fiyatları nedeniyle yükselişini sürdürüyor. Petrol fiyatları da son birkaç işlem gününde bu yükselişe katıldı. Bu durum hisse endekslerindeki dalgalı seyre rağmen, enerji sektörü şirketlerini destekledi.

Japonya tarafında ise yaklaşan seçimler öncesi vaka sayılarındaki azalma ve yüksek aşılama oranının etkisiyle son 2 yılın en yüksek yabancı girişi gerçekleşti.

Yurt içinde ise veri akışının sakin olduğu bir haftayı geride bıraktık. BIST-100 endeksi yurt dışı endekslere paralel olarak satı-cılı bir haftayı geride bıraktı. Endeks haftayı yüzde 1 değer kaybıyla 1.423 seviyesinden kapatırken, Dolar/TL kuru yatay seyrini sürdürdü. İçeride fiyatlamalar için gelecek haftaki gelişmeler oldukça önemli olacak. 21-22 Eylül’de gerçekleştirilecek FED toplantısı tüm piyasalar için kritik önem teşkil ederken, 23 Eylül’de ise TCMB’nin PPK toplantısı takip edilecek. Geçtiğimiz günlerde TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu, enflasyonda yükselişin geçici olduğunu ve gelişmiş ülkeler ile IMF’nin yönlendirmesinde olduğu gibi çekirdek enflasyon ve beklenen enflasyon göstergelerini daha çok önemseyeceklerini vurgulamıştı. Bu durum bazı analistler tarafından faiz indirim sinyali olarak algılanırken, toplantı öncesi anketlerde genel beklentinin faizlerin sabit kalacağı yönünde olduğu görülüyor.

Türk Lirası varlıkların haftaya yatay başlamasını bekliyoruz. FED ve TCMB toplantıları sonuçlanana kadar dalgalı ve yönsüz bir piyasa görmemiz muhtemel olacaktır. BIST-100 endeksinde son dönemdeki satıcılı seyrin ardından kısa vadeli teknik görünüm zayıfladı. Satışların devam etmesi halinde 1.400 seviyesini ana destek olarak izliyor olacağız. Yukarıda ise 1.445 ve 1.465 seviyelerini direnç olarak takip ediyoruz. Kısa vadede dalgalı görünüme rağmen, 1.400 seviyesine doğru olası hareketleri, temel olarak güçlü görünen hisselerde orta vadeli alım fırsatı olarak görüyoruz. Kısa vadede ise rafineri ve enerji sektörü pozitif ayrışabilir.

Oyunların kraliçesi

 SEKTÖRDE onlarca tasarımcı tarafından oyun üreticilerinin beğenisine sunulmuş çok sayıda oyun motoru görüyoruz. Z kuşağının önemli bir kısmının oyun veya etkileşimli ortam üretme merakının da yönlendirmesiyle birlikte, sayıları giderek artan oyun motorlarının çetin geçen rekabette ayakta kalabilmeleri ise birkaç önemli hususa bağlı. Bunlardan belki de en önemlisi kullanıcı deneyimi, etkileşimi ve geribildirimi. Yani son kullanıcı ile yazılım tarafı arasındaki iletişim süreci. Bunu en iyi yürüten firma ve oyun motorlarından biri Unity. Üç boyutlu simülasyon sistemlerinden, oyun üretimine kadar pek çok alanda kendisine yer buluyor. Şu an Türkiye’deki tüm üniversitelerde, oyun motoru konulu derslerde anlatılıyor. Unity’i diğerlerinden biraz daha farklılaştıran konu ise, tüketici kitlesiyle kurduğu iletişim. Çok sayıda eğitsel video hazırlayan kişi ile iş ortaklığı bulunan Unity, önemli kabul edilebilecek bir düzeyde topluluk hakimiyetine sahip. Bu noktada devreye yabancı dildeki adıyla influencer, bizde-ki anlamıyla da kanaat önderi veya etkileyen (yol gösteren, ilham veren) isimler giriyor.

Yüzbinleri bulan takipçi sayılarıyla güncel videolar paylaşan bu kişilerin Z kuşağı ile kurduğu iletişim, güncel pazarlama hamlelerinin en kuvvetli örneklerinden birini bize sunuyor.

Bu anlamda, oyun teknolojilerinin dev ismi Unity’nin, üst düzey yöneticilerinden olan Elena Nizhnik-Walker ile konuştum. Hem Z kuşağının çalışma prensiplerini en iyi tanıyan isimlerden biri olması, hem de oyun teknolojileri sahasında çalışan başarılı bir kadın yönetici olması onu çok özel kılıyor.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

Insider (içeriden öğretici gruplar) biriminde üst düzey yönetici olarak çalışıyorum. Basit bir şekilde anlatmam gerekirse küresel geliştirici topluluklarını nasıl Unity kullanılır konusunda eğiten yetenekli kanaat önderlerinin ve üreticilerin iş ilişkilerinin koordinasyonunu yürütüyorum.

Bir kadın olarak oyun sektöründe çalışmanın kolay ve zor yanları neler? Oyun sektöründe kariyerine devam etmek isteyen ve şu an eğitimine devam eden kadınlar için neler söyleyebilirsiniz?

Oyun cinsiyetten bağımsız olarak zorlayıcı olabilen bir sektör. Ben, tabii ki tarihsel açıdan bakıldığında erkekler tarafından domine edilmiş bir oyun sektörü gerçeğini reddedemem; bu durum kadınların sektöre girmesini zorluyor. Ama işlerin değiştiğini düşünüyorum. Daha fazla kadın, sektöre giriş yapıyor. îş rollerindeki dağılım şimdilik eşit değil; örneğin mühendislik departmanları da çoğunlukla erkeklerden oluşuyor. Ama bu durum da değişecek. Ben oyun sektörüne geleneksel yöntemlerle girmedim. Kullanıcı kazanma yöneticisi olarak bir mobil start-up’ta başladım. Daha sonra You-Tuber olarak pek çok popüler mobil oyun için bağımsız içerikler hazırladım. Zirvedeki mobil ve masaüstü bilgisayar oyunlarının kanaat önderleriyle çalıştım; kendime kanaat önderleri dünyasında küçük bir alan oluşturdum. Kişisel açıdan, iki zorlu yanı var: birincisi, içeri girmek; İkincisi ise tükenme sendromuyla başa çıkmak.

Oyun sektörüne giriş yapmayı düşünen kadınlara tek tavsiyem peşinden gitmeleri; korkmamaları ve endüstrinin bir parçası olma haklarına inanmalarıdır.
z kuşağı ile çalışmak nasıl bir duygu?

Favori bir kuşağım yok. Bana göre her kuşak eşsiz ve ilginç. Tek bir şey söylemem gerekirse, Z kuşağı beni sürekli ayak parmak uçlarımda tutuyor. Trendlerin yaşam döngüsü genellikle bu yaş grubuyla oldukça kısa; ki bu da sürekli öğrendiğimiz, adapte olduğumuz, yeni bir şeyler ürettiğimiz ve tekrarladığımız bir döngü anlamına geliyor. Z kuşağı aynı zamanda belirli biçimlere oldukça sadık; video içerikleri de bundan biri. Vaktimin çoğunu video içerikleriyle çalışarak geçirdiğimden dolayı, her zaman gürültüyü kesecek yöntemler arıyorum, izleyiciyle etkileşimi kurabilecek en iyi içeriği oluşturmaya çalışıyorum ki onların 8 saniye sonrası ilgisini muhafaza edebilelim. Bu rakamın, izleyici Z kuşağının ortalama ilgi süresi olduğuna inanılıyor.

z kuşağının gelen komutları takip edebilecek düzeyde yeterli sabrı var mı?

Eğer istatistikler üzerinden gideceksek ve Z kuşağının tüm videolar üzerinde ortalama 8 saniye vakit ayırdığını düşünürsek; eğitsel videolar üzerinden öğrenen Z kuşağı olmadığını varsayarız. Ama bu doğru değil. Bence hatırlamanın önemli olduğu konu, markalara ve takip ettikleri kanaat önderlerine sadık olduklarından dolayı, onları kısa bir zaman dilimi içerisinde bu mecrada kalmalarının bir gerekçesi olduğuna ikna etmek olduğunu düşünüyorum. Bu durumun eğitsel video hazırlayan kanaat önderlerine de uzandığını düşünüyorum.

Bir kullanıcının, ilgili yazılımı ana araçlarından biri olarak kabul etmesindeki en önemli nokta nedir?

Bence, bunda birkaç konu rol oynuyor. Kişinin başlama noktası nedir? Eğer teknik bir tecrübeye sahip olmayan kişiden söz ediyorsak, kullanıcı dostu ve etkileşim sağlayabilecek şablonlar çok önemlidir. Ancak daha önceden programlama ya da Maya, Cinema 4D, Zbrush veyahut bunlar arasında bir yerde tecrübesi olan bir kişiyse, bu kişiler eğitsel videolar üzerinde vakit harcamak istemeyebilirler. öğrenme sürecinde aynı zamanda çeşitlilik olması gerektiğine inanıyorum. Ben çok görselden öğrenici biriyim, dolayısıyla eğitsel videoları seviyorum; diğer yandan yapılandırılmış yol ile öğrenme eğilimim sebebiyle adım adım giden eğitsel materyallerini de seviyorum. Bazı insanlar belgeleri okuyarak ve Command+F yaparak belge içinde aradığı bilgiye doğrudan ulaşarak öğreniyor.

Kişilerin kişiliği veya diğer özellikleri, bilgileri kadar önemli midir?

Şüphesiz! Herkesin farklı biçimde öğrendiğini düşünüyorum. Aynı zamanda, herkesin farklı biçimde öğrettiğini de düşünüyorum. Kendi okul zamanınızı düşünün, özellikle tercih ettiğiniz ve de derslerinden keyif aldığınız öğretim elemanları olduğuna bahse girerim. Bu durum, onlarla daha fazla ortak nokta bulabildiğiniz için midir? Yoksa, öğretim teknikleri size seslenebildiği için mi? Ya da onların da sizlerle benzer bir öğrenme yolu izledikleri için olabilir mi? Sebep ne olursa olsun, her zaman için bazı tür öğretmenlerin cazibesinden etkileniriz.

Kanaat önderleri ve kullanıcılar arasındaki bağlantı nasıl formüle ediliyor? Sanatçı ve fan bağlantısı mı; yoksa geleneksel diyebileceğimiz eski tip formal bir ilişki mi mevcut arada?

Buna kanaat önderinin kendisinin, içerik üretim sürecine girdiğinde karar verdiğini ya da süreç içinde ilerledikçe bir yolunu bulduğunu düşünüyorum. İçerik üreticilerin videolarına gelen her türlü yorumu yanıtlamaya çalıştıklarını ve Discord üzerinden yüksek anlamda etkileşime geçtiklerini görüyorum. Buna karşın, diğer kanaat önderleri, videolarına gelen soru ve yorumlara karşı daha seçici ve hazırlıklı olabiliyorlar. Ben kişisel olarak “fan/fandom” kelimelerini beğenmiyorum, bunun yerine kanaat önderlerinin birer rol model olduklarını ve topluluklarıyla kurdukları ilişkilerin-

de lider ve motive eden konumunda yer aldıklarını düşünüyorum.

Unity'nin kanaat önderleri tarafından hazırlanabilecek eğitsel video projeleri var mı?

Ben her zaman İngilizce olmayan içerikler için de üretici arayışı içindeyim. Ama bu o kadar kolay değil. Sanırım çoğumuzun kabul edeceği üzere, teknolojinin defakto anlamda dili İngilizce; Unity veya diğer oyun motorları için de olduğu gibi. Üreticiler, eğer akıcı İngilizce konuşabiliyorlarsa kararlarını başta İngilizce içerik hususunda vermeliler ki çok daha geniş kitlelere ulaşabilsinler; ya da kendi ana dillerinde üreterek daha az kişiye ulaşmaları da mümkün. Bu zor bir seçim; özellikle de kişiler, içerik üretim işini hobi olarak değil de meslek olarak seçtiklerinde. Daha fazla kişiye ulaşmak çok daha fazla büyümek; içeriğe sponsor olacak markalara daha çok görünür olmak anlamına geliyor. Çok sayıda ikinci dili İngilizce olan yetenekli içerik üreticisiyle çalışıyorum, ama hepsi Unity’i İngilizce olarak aktarıyor. Yerelleşmiş öğrenmeye yönelik talebin artmasını; Türkçe, İspanyolca, İtalyanca, Ukraynaca, Arapça vs. gibi dillerde Unity’nin üreticiler tarafından kullanılmasını umuyorum.

Topluluk temelli içerik üreticilerin, uzaktan eğitimin akademik anlamdaki bazı noktalarını devralabileceği bir gelecek mi göreceğiz?

Bunun tahmin edebileceğim bir gelecek olduğunu sanmıyorum; ancak aynı zamanda kristal kürem de yok. Yani böyle bir şeyi kim tahmin edebilir ki? Akredite üniversiteler ve topluluk üreticileri arasında çözülmesi gereken çok sayıda karmaşık yapı hâkim. Bununla birlikte, eğer resmi anlamda bir eğitim derecesi aranmayan öğrenme sistemleri açısından konuşuyorsak; o zaman, kesinlikle.

Gelecekte ilginç bir olasılık var, en azından Amerika Birleşik Devletleri’nde, yani geleneksel dereceler (diplomalar) üzerinde görülen ihtiyaçtaki azalmanın yaşandığı bir ülkede. Tabii ki tıp doktorları, bilim insanları ve muhasebeciler gibi alanlar dışında kalanlardan bahsediyoruz. Z kuşağının, geleneksel eğitimin onlar için bir cevap olmayabileceğinin farkına vardıklarını görüyorum. Aile üyelerinin gelecek on yıl boyunca ödeyecekleri yüksek öğrenci kredilerini ve aynı zamanda diğer tarafta kanaat önderlerinin pek çok farklı platform üzerinde kendilerine yaşam alanı oluşturabildiklerini görerek büyüyorlar.

Tedarik zincirinde hataları ortadan kaldırıyor

 Borusan Grup şirketlerinden, Türkiye çelik boru üreticisi Borusan Mannesmann, tedarik zinciri planlama çözüm üreticisi OMP ile hayata geçireceği Tedarik Zinciri Optimizasyonu Projesi sayesinde süreç hatalarını ortadan kaldıran bir sisteme geçiyor. Proje ile tedarik, planlama, çizelgeleme, üretim süreci ve dağıtım ağı gibi kritik öneme sahip süreçleri, müşterilere daha yüksek seviyelerde ve daha düşük maliyetle sunmayı amaçlayan şirket bu sayede verimsizlik, manuel çalışma ve olası hataların ortadan kaldırılmasını hedefliyor. Tedarik Zinciri Optimizasyonu Projesi ile şeffaflık ve iş birliği artırılırken, süreçlerin tahmin odaklı bir modelden talep odaklı bir modele dönüştürülmesi planlanıyor.

Tedarik Zinciri Optimizasyon yazılımında yapay zeka, çözücü (solver) algoritmaları kullanılıyor. Hazırlıklarına 2020 yılının Şubat ayında başlanan projenin 2023 Haziran'da tamamlanması hedefleniyor. Tedarik Zinciri Optimizasyonu ile tedarik ve talep uçtan uca entegre şekilde dengelenirken, hem talepte hem de üretimde senaryolarla çalışma ve stratejik kararlara destek sağlanması, dinamik malzeme alokasyonu ile esnekliğin artırılması gibi ana etmenler algoritmalarla ve solver desteği ile gerçekleştirilecek. Yatırım tutarının 3.5 milyon dolar olduğu projenin hem direkt karlılık etkisi yaratarak hem de stok yönetimine getirdiği iyileştirmelerle, en geç 1.5 yılda yatırımı amorti etmesi bekleniyor.

Fikir önderleri e-ticarette "kilit" noktada

 KOL (Key Opinion Leader] olarak adlandırılan ve canlı yayında anlık satışlar yapan fikir önderleri, e-ticarette yeni bir trend başlattı. Asya'da başlayan ve tüm dünyaya yayılan Kol-ticaret ile dakikada binlerce ürün satılıyor.

Sosyal medya dışında, e-ticaret sitelerinde kullanılabilen canlı yayın uygulamalarının yeni bir pazar oluşturduğuna işaret eden Ticimax E-ticaret Sistemleri Kurucusu Cenk Çiğdemli, "Sosyal medya platformlarının canlı yayın özelliği veya e-ticaret firmalar tarafından kullanılan canlı yayın programları üzerinden yapılan satışlar ile dünyada her gün milyonlarca ürün satılıyor.

Asya ülkelerinde canlı yayın satışı yapan ve KOL (Key Opinion Leader- Fikir Önderi] olarak adlandırılan isimler var. Bu isimler canlı yayın sürecinde ürünleri tanıtarak anlık binlerce ürün satışı gerçekleştirebiliyorlar. Daha samimi bir satış modeli olduğu için e-ticarette gelecek Kol-ticarette demek mümkün" diye konuştu.

Yüklü miktardaki Kol-ticaret satışlarına örnek de veren Çiğdemli, "Mesela bir seyahat sitesinin CEO'su olan James Liang birkaç saatlik canlı yayın açarak 10 milyon dolara yakın seyahat paketi satmıştı. Bir ev aletleri firmasının yöneticisi Dong Mingzhu da birkaç saat içinde 40 milyon dolardan fazla değerde ev aletleri satışı gerçekleştirmişti, Çin'de ruj canlı yayınlarıyla bilinen Li Jiaqi ise adece birkaç dakika içinde on binlerce ruj satışı gerçekleştiriyor" dedi.

9 Mayıs 2021 Pazar

İlk çeyrek rakamları güçlü geliyor

 ABD’deki aşılama hızına bağlı olarak ekonomideki toparlanmanın beklentilerin üzerine geçebileceğine dair yorumlar ön plana çıkmaya başladı. Bu süreçte St Louis Fed Başkanı James Bullard’dan da tahvil atımlarıyla ilgili dikkat çekici bir açıklama geldi. Bullard, ABD'de aşılamanın yüzde 75'e ulaşmasının tahvil alımlarına yönelik tartışmaya olanak sağlayabileceğine dikkat çekti. Bullard, ABD'de bu aşılama oranına ulaşılmasının salgının sonuna gelindiğini işaret edeceğini, bunun da Fed'in tahvil alım programını gözden geçirmesi için gerekli bir unsur olduğunu belirtti. Bununla birlikte hafta içinde ABD Çalışma Bakanlığı, mart ayma ilişkin Tüketici Fiyat Endeksi verisini açıkladı. Buna göre, ABD'de mart ayında tüketici fiyatları aylık bazda beklenti olan yüzde 0.5’in hafif üzerinde, yüzde 0.6 artarken, yıllık değişim yüzde 2.5’lik beklentiyi aşarak yüzde 2.6 oldu. Çekirdek tüketici fiyatları martta, aylık yüzde 0.3 ve yıllık yüzde 1.6 yükseldi. Geçtiğimiz haftaki üretici enflasyonunda beklentiyi iki kat aşan rakamın ardından, tüketici enflasyonunun beklentinin hafif üzerinde gelmesi piyasa tarafında çok etkili olmadı. Buna karşın gelecek aylar için enflasyon rakamları daha kritik hale geldi.

PİYASALAR DA BİR SÜRE BASKI GÖREBİLİRİZ

Sanayi üretimi Şubat’ta da güçlü kalmaya devam etti.

Şubat’ta takvim etkisinden arındırılmış sanayi üretimi piyasa beklentilerine paralel yıllık yüzde 8.8 artış gösterdi. Arındırılmamış (ham) sanayi üretimi ise yıllık yüzde 5.7 artışa işaret etti. Takvim etkisi ve mevsimsellikten arındırılmış endekste Mayıs’ta başlayan aylık artış trendi Şubat’ta da devam etse de, artış hızı sadece yüzde 0.1 ile sınırlı kaldı.

Sanayi üretiminde salgın sonrası Nisan ayındaki dip seviyeden toparlanma kabaca yüzde 67’ye ulaştı. Toptan satışlar ve otomotiv satışlarında devam eden güçlü seyir nedeniyle, perakende ve toptan ticaret ciro endeksinde yıllık reel artış yüzde 15.3’lük güçlü bir tempoda devam ediyor. Bu rakamların da katkısı ile manşet büyümede momentum güçlü gözükse de, sektörler arasında büyümenin çok dengesiz olduğunu da belirtmek lazım. Bu da çok güçlü büyüme rakamlarının istihdama neden aynı ölçüde yansımadığını açıklayan faktörlerden biri olabilir. Perakende satışlar, turizmle bağlantılı sektörler ve inşaatta devam eden zayıflığa karşın, imalat sanayi aktivitesi çok güçlü seyretmeye devam ediyor. Buna bağlı olarak da, birinci çeyrekte güçlü bir büyüme sağlanması olası görünüyor. Diğer taraftan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kabine toplantısı sonrasında yaptığı açıklamada Ramazan'ın ilk iki haftası boyunca kısmi kapanma önlemlerinin uygulanacağını duyurdu. Kapanma önlemleri kapsamında sokağa çıkma kısıtlaması saatleri güncellenirken, eğitimden yeme içme sektörüne kadar birçok alanda da yeni önlemler açıklandı. İlk iki haftanın ardından ortaya çıkan tabloya göre kapanmanın boyutunun nereye ulaşacağı ve ne kadar süreceği ikinci çeyrek rakamları üzerinde belirleyici olacaktır. Piyasalardaki fiyatlamada buradaki beklentinin çok daha etkili olacağım düşünüyoruz. Ramazan ayının ikinci yarısı ve bayram dönemi için tam kapanma gündeme gelecek olur ise piyasalarda bir süre baskı görebiliriz.

AVRUPA EKONOMİSİ HALA DESTEKLENMEYE MUHTAÇ

Avrupa Merkez Bankası Başkanı Christine Lagarde, Euro Bölgesi ekonomisinin hala parasal ve mali teşviklerle ayakta durduğunu belirterek, ekonomide tam toparlanma sağlanana kadar bu teşviklere son verilemeyeceğini söyledi. Halen "açık" bir şekilde salgının yol açtığı ekonomik ve sağlık kriziyle uğraşıldığını vurgulayan Lagarde, bu krizde bankaların sağlam kaldığını fakat gelecek dönemde daha fazla iflas görülebileceğine işaret etti. Bölgenin en büyük ekonomisi olan Almanya’nın bu yılın ilk çeyreğinde sert kısıtlama uygulamaları nedeniyle daralması bekleniyor. Almanya’nın önde gelen araştırma kurumlan, ülkenin 2021 yılı büyüme tahminini yüzde 4.7’den yüzde 3.7’ye düşürdü. Bu süreçte aşılamanın da istenilen hıza ulaşamaması, birlik içinde farklı uygulamaların gündeme gelmesi endişeleri daha da artırıyor.

TCMB YENİ BİR FAİZ ARTIŞI DÜŞÜNMÜYOR AMA...

TCMB politika faizini beklendiği gibi yüzde 19.0’da sabit bıraktı, ancak daha az şahin bir mesaj yayımladı. TCMB politika faizi olan haftalık repo faizini piyasadaki genel beklentiye paralel, yüzde 19.0 seviyesinde sabit bıraktı. Ancak, gerekmesi durumunda ek parasal sıkılaştırma yapılacağı ifadesinin metinden çıkarılmış olması nedeniyle, geçen aya göre daha az şahin bir duruş sergilemiş oldu. Metindeki değişikliklerden en dikkat çekici olanı, önceki metinde yer alan ek parasal sıkılaştırma vurgusunun metinden çıkarılmış olması oldu. Buna karşın TCMB, “enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar politika faizinin, güçlü dezenflasyonist etkiyi muhafaza edecek şekilde, enflasyonun üzerinde bir düzeyde oluşturulmaya devam edileceği” vurgusunu korudu. Metinden çıkan ve korunan bu iki ifadeyi göz önünde bulundurduğumuzda TCMB’nin yeni bir faiz artışı düşünmediği ancak enflasyonun politika faizine yakınsaması ya da geçmesi durumunda da faiz artışı silahını kullanmak durumunda olacağını anlıyoruz. Bu durumda ilerleyen aylarda enflasyonun politika faizine yakınsaması durumunda makul reel faizin ne olduğu ve TCMB’nin bu makul seviyenin gerisinde kalıp kalmadığı tartışma konusu olabilir. Enflasyon politika faizine ne kadar yakınlaşırsa piyasa etkisi de o kadar sertleşebilir. Bu nedenle yakın dönemde açıklanacak enflasyon rakamları en önemli veriler arasına girmiş olacaktır. Enflasyonda son dönemde yaşanan artışa ilave olarak kurlar tarafında son dönemde yaşanan yükseliş ve üretici enflasyonundaki sert artış, kısa vadede para politikasında bir gevşemeye izin vermediğini düşünüyoruz.

ÖZETLE... 

Yılın ilk çeyreğinde tüm olumsuzluklara rağmen Avrupa dışında birçok bölgede toparlanma hız kazansa da, bu toparlanmanın seyrinde ikinci çeyrekte salgının gidişatına göre çok daha fazla ayrışma dikkat çekebilir. Bu süreçte Türkiye aşılama hızı artırılamaz ve uygulanan tedbirler istenilen vaka düşüşünü getiremezse yaz aylarında turizm dahil birçok alanda önemli kayıplar yaşanılmasına neden olabilir. Son dönemde çeşitli ülkelerden Türkiye’ye yönelik seyahatlere yönelik getirilen önlemler yaz ayları için çok daha kritik bir hal alabilir. Bu nedenle ülkemi için vaka sayıları ve salgının seyri en az enflasyon rakamları kadar önemli hale gelmiş durumda.