2 Mayıs 2018 Çarşamba

Erimiş tuz reaktörü nasıl çalışıyor?

RADYOAKTİF MADDELER BOZUNURKEN ISI ÜRETİR.
 
Nükleer santraller bu süreçten güç elde eder ve sıcaklığı da genellikle suyla kontrol altında tutar. Ama elektrik kesintileri sırasında (aslında sürekli pompalanması gereken) su, çekirdek erimesine her zaman engel olamaz. Isıyı suyla değil de erimiş lityum ve potasyum flüorürle kontrol eden erimiş tuz reaktörlerinde bir güvenlik önlemi daha var: Eğer elektrik kesilirse bir sigorta eriyor ve tuzların güvenlik giderinden akıp uranyumun etrafında katılaşmasına yol açıyor ve böylece aşırı ısınmayı önlüyor. Onlarca yıl boyunca yerinde sayan geliştirme sürecinden sonra, Çin’den tutun da Danimarka’ya kadar birçok ülke yeni erimiş tuz reaktörleri inşa ediyor. İşte çalışma ilkeleri.
 
Reaktör kabı

Uranyum bu kabın içinde, kendisini stabil halde tutan eriyik flüor tuzlarının içinde yüzüyor. Radyoaktif atomlar bölündükçe bu fizyon, kabı 705 dereceye (magmanın yaklaşık sıcaklığı) kadar sürekli ısıtıyor.

Birincil ısı eşanjörieri

Reaktör kabının iki yanındaki tüpler ısıyı içi temiz eriyik tuzla dolu ortanca borulara aktarıyor. Temiz madde enerjiyi herhangi bir ek radyoaktif atık üretmeden taşımaya devam edebiliyor.

Soğutucu tuz pompalan

Bu pompalar ısı eşanjörlerindeki temiz tuzları radyoaktif reaktör kabından uzaklaştırıp başka bir binada tutulan buhar jeneratörüne taşıyor. Bu da zararlı materyallerin tek ve izole biryerde  kalmasını sağlıyor.

Buhar jeneratörü

Sıcak tuzlar suyu ısıtıp buhara dönüştürüyor, buharda türbini döndürerek elektrik üretiyor. Bireriyiktuz reaktörü bir saatte 500.000 kilovvatt güç üretiyor ki bu daABD'de45 hanenin 1 yıllık güç gereksinimini karşılıyor.

Drenaj tankı

Kirlenen reaktör tuzları ve radyoaktif gazlar süzülerek bir atık uzaklaştırma sisteminde birikiyor. Bu materyaller, geleneksel reaktörlerin yan ürünleri gibi yüz binlerce yıl değil, sadece yüzlerce yıl tehlike oluşturuyor.

Portföy yöneticileri daha aktif olacak

1 Ocak 2018 itibariyle BES katılımcıları fonlarının yönetimini portföy yönetim şirketlerine bırakabilecek. Yeni uygulamada katılımcının avantajlı ve dezavantajlı yönlere dikkat etmesi gerekiyor...
 
Portföy yöneticileri daha aktif olacak

BİREYSEL emeklilik sistemi kurgulanırken katılımcıların kendi portföylerini yönetmesi, risk ve getiri tercihini katılımcının yapması tercih edilmişti. Bu nedenle de fonlar içindeki yatırım aracının veya sektörün özelliklerine göre kategorize edilmiş, katılımcılar da bu duruma aşinalık sağlamıştı. Ancak otomatik katılım sistemine geçilince fînansal okuryazar olmayan veya finansal okuryazarlık seviyesi düşük katılımcıların bu sistemde fon tercihini bilinçli yapamayacağı endişesiyle fon seçenekleri sınırlandırıldı. Otomatik katılımla sisteme girenlere faizli/ faizsiz seçeneklerde başlangıç fonu, standart fon ve dört farklı risk grubunda değişken fon seçenekleri sunuldu. 2017 yılını başlangıç fonlarında geçiren katılımcılar 2018'de faaliyete geçecek olan standart fonlara geçiş yapabilecekler, isteyen katılımcılar dört farklı risk grubundaki değişken fon seçeneklerini de değerlendirebilir ve tercih yapabilir.

YÜZDE 90'l HİÇ DEĞİŞTİRMEMİŞ

Burada şöyle bir sıkıntı var. Bireysel emeklilik sisteminde katılımcı sisteme girişte ilk olarak hangi fonları tercih ediyorsa o fonlarda kalıyor, fon dağılımı değişikliğine gitmiyor. EGM’nin 2016 yılında yaptığı çalışmaya göre katılımcıların yüzde 90’ı hiç fon dağılımım değiştirmez iken, yüzde 9’u toplamda bir kez fon dağılım değişikliği yapmış. Sadece yüzde l’lik kesim fonlarını birden fazla kez değiştirmiş. Durum böyleyken uzun vadeli bir yatırım sistemi olan bireysel emeklilik sisteminde 20-30 yıl önce tercih edilmiş bir fon dağılımıyla katılımcının getiri elde etmesi beklenemez.

İKİ YENİ DÜZENLEME

BES fonlarının daha aktif yönetimi için Hazine Müsteşarlığı iki yeni düzenleme yaptı. Hem risk profil anketleri ve bunların nasıl puanlamaya tabi tutulacağı, hem de katılımcının fonlarının yönetiminin portföy yönetim şirketine bırakılmasıyla ilgili esaslar belirlendi. Daha önceki düzenlemelerde de katılımcının fon dağılım değişikliğini portföy yönetim şirketlerine bırakabileceğine dair ibareler vardı ancak uygulamanın esaslarına dair açıklayıcı bilgiler 2017/21 numaralı genelgede yer alıyor. Bu düzenlemeler 1 Ocak 2018 tarihinde yürürlüğe girecek.

PORTFÖY YÖNETİM SÖZLEŞMESİ

Katılımcı ile portföy yönetim şirketi arasında yapılacak sözleşmeyle katılımcının fon dağılım değişikliği hakkı portföy yönetim şirketine devredilecek. Katılımcının sözleşmesi veya sözleşmeleri bireysel emeklilik şirketinde yürürlükte kaldığı sürece bu portföy yönetim sözleşmesi devam edecek, bitiş tarihi belirlenemeyecek. Portföy yönetim sözleşmesi süresince, katılımcı kendisi fon dağılım değişikliği yapamayacak. Portföy yönetim şirketi de fon dağılımı değiştirme hakkını yılda en fazla altı kez kullanabilecek. Portföy yönetim şirketi yılda en az bir kez katılımcıyı fonların yıllık, üç yıllık ve beş yıllık getirisi ile benzer yapıdaki fonlarla kıyaslamaları ve sektör ortalamaları konusunda bilgilendirecek. Katılımcının birikiminin ve devlet katkısının getirisi de yıllık, üç yıllık ve beş yıllık dönemlerle gösterilecek. Sözleşmenin birinci yılında katılımcı veya portföy yönetim şirketinin talep etmesi halinde sözleşme sonlandırılabilecek. Katılımcı birikimim başka bir emeklilik şirketine aktarırsa portföy yönetim şirketi ile yapılan sözleşme sonlandırılabilecek ya da tadil edilebilecek.

BES ŞİRKETİ HEM ARACI HEM SORUMLU

Yeni düzenlemeye göre, BES şirketi katılımcı ile portföy yönetim şirketi arasında aracı olacak. Tarafların iletişim bilgilerini paylaşacak. Emeklilik şirketi aracılık edeceği portföy yönetim şirketlerini serbestçe belirleyebilecek. Katılımcı, işveren veya sponsor emeklilik şirketinin belirlediği portföy yönetim şirketiyle ve bireysel emeklilik şirketinde kendisine sunulan fon seçenekleriyle sınırlı olacak. Portföy yönetim sözleşmesinin bir nüshası bireysel emeklilik şirketinde olacak, buna istinaden portföy yönetim şirketine katılımcının emeklilik planı kapsamındaki fonlara ve katılımcının bilgilerine erişmesine izin verilecek. Olur da, portföy yönetim şirketinin faaliyet izninin iptal edilmesi veya geçici olarak faaliyetinin durdurulması halinde bireysel emeklilik şirketi, katılımcının fon dağılım hakkına tekrar erişimini sağlayacak.

KATILIMCI BUNDAN NE KAZANACAK?

• Katılımcı piyasaları takip etme, olayların ve gelişmelerin piyasalar üzerinde yaratacağı hareketliliğin yönünü tahmin ve takip etme zahmetinden kurtulacak.
• Birikimleri piyasaları takip eden uzmanlar tarafından, dönemsel gelişmelere göre yatırıma yönlendirilecek.
• Portföy yönetim şirketi yılda en az bir kez katılımcıya fonların getirileri ve birikimlerin getirileri hakkında yıllık, üç yıllık ve beş yıllık dönemlerle bilgilendirme yapacak.
Peki, bu işin bedeli ne olacak, bir de ona bakalım. Katılımcıdan bireysel emeklilik sistemindeki mevcut kesintiler dışında hizmet bedeli adı altında bir kesinti yapılacak. Düzenlemede emeklilik şirketi isterse bu kesintiyi ‘ek fayda’ olarak katılımcılar adına karşılayabilir, deniyor. Bu da hizmet bedelinin bireysel emeklilik şirketleri arasında rekabet unsuru olarak, en azından belli portföy büyüklükleri için pazarlığa açık hale gelebileceğine işaret ediyor.

Ne yapmalı?

1 - Çalıştığımız şirket Ağustos ayında maaşlarımızdan kesinti yaparak bireysel emeklilik şirketine yatırmaya başladı. Bizlere sadece fonlarımızın faizli mi, faizsiz mi olacağı soruldu. Bu fonlarımızı değiştirebilecek miyiz, yoksa hep bu fonlarla mı yatırıma devam edeceğiz? K. KELEŞ / DENİZLİ
Otomatik katılım kapsamına alınan çalışanların ücretlerinden yapılan kesintiler ilk önce bir yıl süreyle faizli veya faizsiz başlangıç fonlarına yönlendirilir. Bu nedenle işvereniniz sizden faizli-faizsiz fon tercihlerinizi almış.

Bir yıl süreyle ücretinizden yapılan kesintiler başlangıç fonlarında değerlendirilecek. Daha sonra isterseniz birikimlerinizi yine faizli veya faizsiz seçeneklerdeki standart fonlara yönlendirebilirsiniz. Ya da bireysel emeklilik şirketinin uygulayacağı risk anketini cevaplayarak, değişken fonlara geçiş yapabilirsiniz.

2 - Üniversite öğrencisi olan oğlum için birikim yapmak istiyorum. Çevremde bireysel emeklilik yaptır diyenler var. Ama bunun kesintileri de varmış. Oğlum için bankaya vadeli hesap açmak mı, yoksa bireysel emeklilik yaptırmak mı daha iyi olur, ne dersiniz? T. KENAR / KIRKLARELİ
Öncelikle bireysel emeklilikte devletin yüzde 25 katkısı var. Yani sizin yatırdığınız her 100 TL için devlet de 25 TL veriyor. Bireysel emeklilik sisteminin en büyük artısı bu.

Ama dediğiniz gibi sistemin kesintileri de var. Seçtiğiniz plana ve yatırım fonlarının fon işletim gider kesintilerine bağlı olarak değişik oranlarda kesintiler yapılabilir. Bir bireysel emeklilik danışmanına sorarak olabilecek giderler ve fonların getirisi ile banka mevduatının getirisini karşılaştırarak karar vermeniz doğru olacaktır.

3 - Bir tane 2007 Mayısında bir tane de 2013 Ekiminde farklı bireysel emeklilik şirketlerinden yapılmış iki sözleşmem var. İkisine birden katkı payı ödemek bütçemi
zorlamaya başladı. Bu nedenle sözleşmelerimin birini sonlandıracağım. Hangisinden çıkmam daha doğru olur? Z. MENDİREK/ KAYSERİ

Sözleşmenizi sonlandırmadan önce, ara , I / verme seçeneğini değerlendirmeniz
daha doğru bir yaklaşım olur. Yine de sözleşmenizi sonlandırmak isterseniz, bir sözleşmede geçirilen zaman, devlet katkılarının hak edilmesi açısından önemli. 2007 yılındaki sözleşmenizde 10 yılı tamamladığınız için devlet katkılarının yüzde 60'ını hak edebilirsiniz. Birikimler üzerinden de yüzde 10 stopaj ödersiniz. Ancak 2013 yılında yaptığınız sözleşmede devlet katkılarının ancak yüzde 15'ini hak ederken, birikimler üzerinden yüzde 15 stopaj ödeyeceksiniz. Diğer taraftan 2007 yılında yaptığınız sözleşmeden ayrılırken daha az kesinti olacak gibi görünmesine rağmen, bu sözleşmenizde 10 yılınızı doldurmuş olmanız, 56 yaşınızı tamamladığınızda emekli olma avantajı sağlayacaktır. Bunu da göz önüne almakta fayda var.

Enflasyon, dava ve merkez bankaları

Risklerin azalması halinde halen potansiyelinin altında bulunan Borsa İstanbul yeni zirvelere taşınabilir. Bankacılık endeksi bu harekette belirleyici rol oynayabilir. Kurda işlem yapanlar ise kaldıraç oranlarını düşiik tutmalı...
Enflasyon, dava ve merkez bankaları

BORSA İstanbul’da getiriler bazında oldukça verimli bir yılı geride bıraktık. 2017’de BIST-100 yüzde 47.60 getiri sağlarken yükselişte yüzde 54.83 getiri sağlayan sınai endeksi başı çekti. Bankacılık endeksinin getirisi ise yüzde 32.29’de kaldı. Önceki yıllarda jeopolitik ve siyasi riskler nedeniyle baskı altında kalan BIST’te 2017 yılında bu risklerin göreceli olarak düşmesi ve başta Kredi Garanti Fonu (KGF) olmak üzere devreye alman mali politikalar büyüme ve şirket karlılıkları üzerinde oldukça etkili oldu. Sağlanan büyüme ve artan şirket karlan, bahsettiğimiz jeopolitik ve siyasi riskler nedeniyle düşük seyreden çarpanlar ile birleşince Borsa İstanbul’a ilgi arttı. 2017 yılında sağlanan bu yüksek performansa karşın Borsa İstanbul’da potansiyelin bittiğini hatta sınırlandığını söylemek mümkün değil. Özellikle bankacılık endeksinin ABD’de devam eden davanın oluşturduğu sistemik risk ve yükselen faizler nedeniyle potansiyelinin oldukça gerisinde kaldığını düşünüyoruz. Bu risklerin ortadan kalkması ya da hafiflemesi bankacılık endeksi ile birlikte Borsa İstanbul’da da yeni zirveleri gündeme getirebilir.

HACİMSİZ YÜKSELİŞ VE DEVAM EDEN RİSKLER

2018’in tamamı için pozitif görüşümüzü korumakla birlikte geçtiğimiz haftalarda yaşanan sert yükselişin özellikle yılın son günlerindeki hacimsiz dönemde görülmesi ve yıla yeniden ABD’de devam eden İran’a yönelik yaptırımların ihlaline yönelik dava ile başlanacak olması bir miktar kar satışı getirebilir. Bu aym en önemli başlıkları içerisinde bu dava ile 24 Ocak’ta gerçekleşecek TCMB Para Politikası Kurulu toplantısı yer alıyor. Özellikle yılın ilk işlem gününde açıklanacak aralık ayı enflasyon rakamı ve kamu tarafından yönetilen/yönlendirilen fiyatlarda olacak artışlarla birlikte ocak ayı enflasyonuna yönelik oluşacak beklenti TCMB kararı öncesinde piyasada oluşacak spekülasyonların boyutunu belirleyecektir. Aralık ayı enflasyonuna yönelik piyasa beklentisi yüzde 0.50-yüzde 0.60 yer alıyor. Böylece yıllık enflasyonun yüzde 11.80 civarında şekillenmesi öngörülüyor. Açıklanacak rakamın yukarı yönlü sürpriz yapacak olması aralık ayında beklentilerin alt bandından faiz artışı gerçekleştiren TCMB’nin yeni faiz artışına zorlanmasına neden olabilir. Bu durum kurların yeniden yukarı yönlü harekete geçmesine ve Borsa İstanbul’da kar satışlarının gelmesine neden olabilir. Bu nedenle ocak ayı enflasyonu ocak ayının ilk haftaları için oldukça kritik bir veri olacak.

VİZE KRİZİNİN AŞILMASI SÜRPRİZ OLDU

Geçtiğimiz haftalarda ABD’li yetkililerce açıklanan vize yasağının en erken Ocak 2019’da aşılabileceğine yönelik yapılan açıklamaya rağmen, geçtiğimiz hafta Perşembe günü öğleden sonra sürpriz bir şekilde vize kısıtlamalarının karşılıklı olarak kaldırıldığı açıklandı. Bu gelişme Türkiye’nin ABD ile gerilen ilişkilerin düzeleceğine ve ABD’de devam eden davaya yönelik pozitif beklentilerin artmasına neden oldu. Benzer şekilde son dönemde AB ile ilişkiler için de verilen mesajlar yumuşama eğilimi içeriyor. Bu iki gelişme birlikte değerlendirildiğinde Türkiye için sistematik bir risk haline gelmeye başlayan Batı ile entegrasyonun azalmasına yönelik endişeler azalmaya başladı. Buna rağmen bu risklerin tamamen ortadan kalktığını söylemek çok zor. Bu hafta jürinin görüşmelerine başlayacağı İran’a yönelik yaptırımların ihlaline yönelik dava ABD-Türkiye arasındaki bu yumuşama için önemli bir sınav olacak. Bu davaya yönelik riskler ortadan kalkacak olursa TL varlıklar için uzun soluklu bir toparlanma dönemine geçilebilir. Aksi takdirde son dönemdeki iyimser hava yerini düzeltmelere bırakabilir. Jürinin ne zaman karar vereceğine yönelik resmi bir tarih bulunmaması ise en önemli risklerden biri.

ECB VE FED BU AY TOPLANACAK

25 Ocak’ta gerçekleşecek Avrupa Merkez Bankası (ECB) toplantısmda önemli bir politika değişikliği beklenmese de geçtiğimiz hafta likiditenin düşük olduğu dönemde 1.20’ye kadar yükselen Euro/Dolar’m bu seyrini koruması ECB’nin oldukça yumuşak bir dil kullanmasına neden olabilir. Yükselen paritenin Euro Bölgesi ekonomisi için oluşturduğu riskin en net ölçüldüğü yerlerden biri bölgedeki hisse senetleri endeksleri. Bununla birlikte paritede yılm son bölümünde görülen yükselişi açıklayacak yeterli bir argüman olmadığım düşünüyoruz. Buradaki yükseliş ve doların değer kaybıyla yükselen altın fiyatları bu yılm ilk haftalarında önemli bir sınav verecek. Beklentimiz yılm ilk günleri ile birlikte doların değerlenmeye başlaması ve bunun da emtia fiyatlarını da baskılaması yönünde. Ocak ayının son günü ise Fed Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısı gerçekleşecek. Yellen’in son kez başkanlık yapacağı bu toplantıdan faiz artışı beklentisi bulunmasa da Fed başkamnın değişecek olması ve piyasanın yeni Fed başkanım test etme eğilimi bu dönemde kendini gösterebilir. Bu nedenle dolar ve dolarla fiyatlanan tüm varlıkların fiyatlarında dalgalı bir görünüm oluşabilir.

ÖZETLE

2017’den 2018’e geçerken TL varlıklarda oldukça pozitif bir fiyatlama mevcuttu. Bu atmosferin korunması yukarıda da bahsettiğimiz gibi öncelikle aym ilk iş gününde açıklanacak olan enflasyon rakamlarına bağlı. Ardından ABD’de devam eden davadaki gelişmeler ön plana çıkacak. Buradan ne kadar çıkarsa çıksın piyasanın büyük bir bölümü için sürpriz olarak değerlendireceği için fiyatlamalarda sert hareketlere neden olacaktır. Bu nedenle ocak ayının en önemli gelişmesi hangi tarihte açıklanacağı ve sonucun ne olacağını tahmin etmenin çok mümkün olmadığı bu dava olacak. Bu nedenle gün aşırı pozisyon taşımanın her iki yönde de risklerinin yüksek olacağı bir aya girdik.

BIST-100'de 113.500 önemli destek

BIST-100 endeksi haftaya pozitif bir açılışla başlayarak hafta içinde 111.391 ve 115.102 arasında yukarı yönlü bir seyir izledi. Haftalık kazancın yüzde 3.65 olduğu endekste aralık ayı getirisi ise yüzde 10.91'e ulaştı. Perşembe günü vize krizinin sonlandığı haberinin etkisi He işlem hacminde görülen artışla beraber endeksin perşembe günü önemli dirençlerini yukarı kırarak yükseldiğini gördük. Cuma günü en yüksek 115.840 seviyesini görerek kasım ayının ilk haftalarında test ettiği en yüksek tarihi seviye olan 115.093 seviyesi üzerini gördü. Kısa vadeli hareketli ortalamaların günlük ve haftalık grafiklerde yukarı yönlü ivmelerini koruduğunu ve fiyat hareketlerinin pozitif bir performans sergilediğini görüyoruz. Bunun yanında kısa vadeli trend göstergelerinde görülen ivme kaybının son bir haftada toparlanma sürecine girdiği görülmektedir. Buna karşın son haftadaki bu toparlanmanın önceki haftalara nazaran düşük işlem hacimleri ile olması trendi tam olarak desteklemiyor. Önümüzdeki hafta içinde 113.500 seviyesi üzerinde kalıcılığın korunması ve bu seviye üzerinde işlem hacminin eşlik ettiği bir tutunma görülürse yukarı yönlü pozisyonlar korunabilir.

Bu durumda 119.000'e kadar olacak bir yükseliş hedeflenebilir. 113.500 desteğinin aşağı kırılması durumunda aşağı yönlü harekette bir ivme artışı görülebilir. Bu durumda 110.500 kısa vadeli hedef konumuna geçebileceği için burası kısa vadeli pozisyonlar için stop loss seviyesi olarak izlenebilir.

Dolar/TL'de enflasyon ve yeni beklentiler

Dolar yılın son haftasında küresel piyasalardaki genel olarak zayıf bir seyir izlerken, Dolar/TL ABD ile yaşanan vize krizinin aşılmasıyla 3.7650 civarına kadar gerileyip yılı 3.79'dan tamamladı.
ABD'de Senato ve Temsilciler Meclisi'nde onaylanması ardından Trump tarafından da imzalanan vergi reformuna karşın doların zayıf bir seyir izlemesinde küresel ölçüde Noel rehavetinin de etkili olduğunu düşünüyoruz. Yılbaşından sonra küresel likiditedeki artışın daha sağlıklı fiyatlamalar getireceğini düşünüyoruz. İçeride ise geçtiğimiz hafta da değindiğimiz gibi ABD'de İran'a yönelik yaptırımların ihlaline yönelik dava hakkındaki gelişmeler en kritik başlık. Bununla birlikte haftanın ilk işlem gününde açıklanacak olan Aralık enflasyonu da kurlar için önemli olacaktır. Son haftalarda merkez bankaları beklentileri ve vize krizinin de aşılması ile bu davaya ilişkin kötümser beklentilerdeki azalmanın dolar/TL'de aşağı yönlü hareketlere neden olduğunu görüyoruz. Dolar/TL'deki sakin görünümün bu dava ile ilgili gelecek açıklamalarla birlikte yerini yüksek volatiliteye bırakacağını düşünüyoruz. Her iki yönde de sürpriz sert hareketlerin gerçekleşme olasılığını yüksek olduğunu düşündüğümüz kurda işlem yapanların, kaldıraç oranlarını oldukça düşük seviyelerde tutmalarının faydalı olacağını düşünüyoruz. Kurda kısa vadede aşağıda 3.78-3.75 aralığı önemli bir destek konumunda. Bu seviye üzerinde kalındığı sürece yukarıda 3.90 potansiyeli devam edecektir.

Bu nedenle haber akışına bağlı yüksek volatilite riskini göz önüne alanlar için kurda kısa vadede aşağıdaki destek seviyelerine doğru olacak geri çekilmelerin alım fırsatı oluşturacağını düşünüyoruz.
Buradaki yüksek risk nedeniyle pozisyon büyüklüğü ve kaldıraç oranlarının en kötü senaryo göz önünde bulundurularak ayarlanması faydalı olacaktır.

2018'in nasıl geçmesini bekliyorsunuz?

2018’in ikinci yarısında küresel kriz beklentimi koruyorum. Dolar ve eııro’da ana eğilimin yukarı yönde olacağını tahmin ediyorum. BIST-lOO’ün ise yılı genel olarak düşüşle geçirmesi kuvvetle muhtemel...

Zorlu bir yıl bizi bekliyor
2018'in nasıl geçmesini bekliyorsunuz?

Tahmin üretimini tamamladık. Kuramların kahir ekseriyeti 2018 için çok pozitif. Baştan yenik başlıyoruz o halde. 2018-2019 yılları benim için global kriz yıllarıdır. Sıkıntıların 2018 ikinci yarısında başlayacağını öngörüyorum. Erken uyarı modelim (150’ye yakın göstergesiyle) krize yüzde 92 ihtimal veriyor.

Son dört krizden beşini öngörmüştür. Hayır, yanlış yazmadım. Evet, son dört krizden beşini bildi. Çünkü bir tanesinde Yunan mitolojisindeki Kassandra gibi çığlık attı ama yanıldı. 2008 krizi için verdiği yüzdeden daha yüksek bu seferki. Epeydir eşiniyorum modelin içinde, arıza görünmüyor. Bitişikteki grafikte küresel piyasaların korku endeksi VIX görülüyor. Düşük olması aktörlerin huzurlu olduğuna işaret eder, risk iştahı yerindedir, borsa endeksleri yükselir, gelişen ülke para birimleri değer kazanır. Yükseldiğinde de tam tersi piyasa reaksiyonları söz konusu olur.
O halde VIX ile başlayalım. Özellikle ikinci yarıda VIX’te sert yükseliş beklenmeli. VIX yükselişi dünya piyasalarının kılavuz kargası S&P500 endeksinde de güçlü düşüş trendine yol açar. O halde S&P500 başta olmak üzere gelişen ve gelişmiş borsa endekslerinin sıkıntı yaşayacağı bir yıl olacağını söyleyebiliriz 2018’in. Bitişikte BIST-100 endeksi bulunuyor, hem dolar hem de TL bazında. Endeks TL bazında 112.000 seviyesinin üzerinde işlem görüyor. Yabancı yatırımcı bakış açısıyla değerlendirmek için endeksi dolar kuruna bölmek gerekir. Böylelikle endeks dolar bazında hesaplanmış olur. Buna göre, 30.000 dolar düzeylerinde bulunuyor. Endeksin dolar bazında halen ucuz olduğu söylenebilir. Ama global bozulmadan bizim de nasibimizi almamız kaçınılmaz. BIST-lOO’ün de 2018 yılını genel olarak düşüşle geçirmesi kuvvetle muhtemel. Petrol fiyatları için de beklentim olumsuz. S&P50 endeksinde düşüş olan bir yılda petrol de geriler. 40 dolarlı düzeylerin yeniden söz konusu olabileceğini tahmin ediyorum.

Kur, altın, gram altın için 2018 öngörünüz nasıl?

Ons altın ile başlayalım. Altının 2017’deki yönsüz eğiliminin 2018’de de devam edeceğini tahmin ediyorum. Kurda tahminim yukarı yönde. Bitişikteki grafikte Merkez Bankası’mn pratikteki politika faiziyle sepet kur bir arada bulunuyor. 2013 başından beri Merkez faizi 8 puan artırdı. Buna rağmen döviz sepeti iki katma çıktı. Kuru faiz ile de durduramadığımız aşikar. Son dönemde küresel piyasalardaki yüksek risk iştahına ve yabancı yatırımcı nezdinde düşen Türkiye risk algısına (CDS grafiğinden takip edebilirsiniz) rağmen dolar kuru 3.80’in, euro kuru da 4.50’nin üzerinde bulunuyor. Her ikisinde de ana eğilimin 2018’de de yukarı yönde olacağım tahmin ediyorum. Dolar/TL’de hedefin teknik açıdan 4.32 bölgesi olduğunu söyleyebilirim. Kurda yükseliş beklediğimden dolayı gram altın için de 2018’de pozitif görüşe sahibim.

Kripto paralar ve blokzincir teknoloji devrimi hakkında görüşlerinizi merak ediyoruz?

Her iki konuyu da detaylı olarak işleyeceğim. Ancak kısaca görüşümü belirteyim. Kripto paralara yatırım yapacaksanız dişinizi ağrıtmayacak kadar olsun. Başat kripto paralar konusunda geçmişten beri pozitif kanaate sahibim. Bu teknolojileri yakından tanımak gerekiyor. Kişisel gelişiminiz için hesap açmanızı, cüzdan almanızı ve teknolojiyi yakından takip etmenizi öneririm. Blokzincir teknolojisini şirketiniz için nasıl kullanabileceğinizi düşünmeye başlamanızda da yarar var. Blokzincir ile birlikte ticarette “güven” kavramı bütünüyle değişecek. Turizm, otomotiv, emlak, perakende sektörlerinde uygulamaları başladı bile. Son iki ayda 26 konferans ve sekiz yönetim kurulu sunumu yapmışım bu konuda. İlgi ve niyetin üst düzeyde olduğunu söyleyebilirim.

Sorun robot değil, insan


Dünyaca ünlü robot bilimci ve yapay zeka uzmanı Noel Sharkey bu hafta Türkiye’de olacak. Türkiye ziyareti öncesi Sharkey ile robotların dünyanın geleceğini nasıl etkileyeceğini ve ekonomiyi nasıl dönüştüreceğini konuştuk...

GÜVENLİK sorunu oluşturacakları ve işgücünü ele geçirecekleri endişesiyle insanların robotlardan korktuğu bir gerçek.

Teknoloji ve bilim dünyasının önde gelen isimleri İngiliz teorik fizikçi Stephen Hawking, Tesla ve Space X'in kurucusu Elon Musk gibi isimler, yapay zekalı robotların gelecekte en büyük güvenlik tehdidi olma potansiyelini ilan etmesi, insanların endişesini daha da büyütüyor. Bu nedenle dünyanın dört bir yanında konunun önde gelen isimleri, “robotların bir tehlike^ haline gelmeden” gerekli önlemlerin alınmasına yönelik kampanyalar düzenliyor. Bunların önde gelenlerinden biri, “Stop Killer Robots (Katil Robotları Durdurun)” isimli oluşum.

Bu oluşumun İngiltere'deki en önemli temsilcisi robot bilimci ve yapay zeka uzmanı Noel Sharkey, bu hafta Türkiye'ye gelerek Türkiye İhracatçılar Mec-lisi'nin (TİM) bu yıl akıncısını düzenleyeceği Türkiye İnovasyon ve Girişimcilik Haftası'nda konuşacak. Sharkey kendilerini İstanbul'da bekleyen “robotların dost mu, düşman mı olduğu” yönündeki soruları, önce Para Dergisi için yanıtladı.
İngiltere'deki Sheffield Üniversitesi robotik ve yapay zeka profesörü Sharkley, robotların ve beraberinde gelişen teknolojinin tamamen yok edilmesi gerektiğini düşünmüyor. Shark-ley'in endişesi robottan değil, insandan yana...

"SORUMLULUĞU KİM ALACAK?"

Sharkey, uzmanı olduğu konuyla ilgili temel sorunun “insanların robotları nasıl kullanacağı ve robotların eylemlerinden kimin sorumlu tutulacağıyla ilgili” olduğunu söylüyor. “’Katil robot’ tabiri bilimkurgudan geliyor. 1921'de bir Çek oyununda ilk kez telaffuz edilen robot kelimesi, daha sonra bir robot üreticisinin yönettiği robotların ayaklanarak tüm insanlığı öldürmesi şeklinde yorumlandı. Bu bilimkurgu algısı, günümüzde Terminatör filmine kadar insanların robotlarla ilgili baskın düşüncesi oldu. Ben bilimkurgudan hoşlanırım, ancak kurgudan hoşlandığımı söyleyemem. Çünkü robotların kendi amaçları doğrultusunda bir farkmdalığı veya bir amaçları yok. Yani böyle bir korkuyla uykularım kaçmıyor. Ancak asıl endişem insanların robotları nasıl kullanacağı ve bu robotların eylemlerinden dolayı sorumluluğunu kimin alacağıyla ilgili” diyen Sharkey, robotik ve yapay zeka konularının son yıllarda sıkça gündeme gelmesini ise yaşanan gelişmelere bağlıyor.

"KONTROLSÜZ GELİŞİYOR"

Robot ve yapay zeka teknolojilerin kitlesel üretimlerinin önemli şekilde artış gösterdiğini ve işleri insanlardan çok daha çok hızlı bir şekilde halledip internet ve sosyal medyadan sayısız veriyi stoklayabildiğini hatırlatan Sharkey, “Ancak yapay zekanın hızla yayılması sorunlara neden oluyor. İşe alımlarda, sigortalama derecelendirmesinde, mortgage izni almada, hapis cezasının uzunluğu ve kimin suç işleyeceğini öngörme gibi konularda yapay zeka tam bir problem. Çünkü yapay zeka sistemleri ırkçılık ve cinsiyet ayrımcılığına neden oluyor” diyor.

Benzeri gelişmelerin robot dünyasında da yaşandığım belirten Sharkey, otonom taşıt robotlarından sağlık sektöründeki bakım, ameliyat robotlarına, güvenlikten hizmet robotlarına kadar pek çok devrimsel nitelikte gelişmenin yaşandığını söylüyor. “Artık ülkeler robotları ekonomilerini güçlendirmekte önemli bir etken olarak kabul edip bu alanlarda yatırım yapıyor. Ancak bu makinelerin toplumları ve toplumsal kuralları nasıl etkileyeceğine ilişkin çok az bilgi var veya hiçbir bilgi yok. Bu, uluslararası bir görüş ve bu nedenle bir endişe olarak algılanıyor” diyen Sharkey, Hawking ve Musk'm endişelerinin de uluslararası bu konsensüse dayandığını vurguluyor.

"NE KADAR YENİ İŞ GELECEK?"

Güvenlik, robotlarla ilgili endişelerin temelini oluştururken, ikinci endişe robotların yakın gelecekte insanlara kitleler halinde iş gücü kaybı yaşatma beklentisiyle ilgili... “Yapay zeka ve robotiğin ciddi boyutlarda işsizliğe yol açacağıyla ilgili kaygılar var. Bu kaygının altında iyi bir nedenin yattığmı düşünüyorum. Şimdiye kadar farklı iş kollarındaki farklı seviyelerde işsizliğin yaşanacağını gösteren raporlar gördük. Hatta yapay zeka söz konusu olduğunda yasal danışmanlık, sigortacılık, bankacılık, hatta spor haberciliğinde insanların yerine algoritmaların geçtiği haberlerini alıyoruz” diyen Sharkey, robotların da bazı alanlarda insanlarla yer değiştirmeye başladığını belirtiyor. Sharkey, “Paketleme, lojistikte depolama, hamburger ve pizza yapımı gibi ilginç alanlarda bile robotların iş başı yaptığını görebiliyoruz. Görülüyor ki ileride pek çok insan işini kaybedecek. Öte yandan teknolojiyle bağlantılı yeni iş kollarının yaratılacağı da bir gerçek. Robotların çeşitli iş kollarına katılması bir yana, işgücünde büyük bir azalma öngörmüyorum. Soru şu: Robotlarm yerini aldığı eski işlerin yerine ne kadar yeni iş konulacak” yorumunu yapıyor.

"KATİL ROBOTLARI DURDURUN"

Daha çok hukuk ve bilim dallarında görev yapan kişilerin rol aldığı “Katil Robotları Durdurun” kampanyası, “ölümcül otonom silahların” yasaklanması için ülkelerin ilgili heyetleriyle iletişime geçerek onları ikna etmeye çalışıyor. Kampanya üyeleri, Türkiye'nin de imza attığı, insanlara zarar verebilecek silahların kullanımım yasaklama hakkı veren Birleşmiş Milletler Belirli Konvansiyonel Silahlar Sözleşmesi (CCW) komitesiyle birlikte çalışıyor. Dört yıl önce kurulan kampanya bu komiteyle birlikte çalışmalarında şimdiye kadar oldukça başarılı sonuçlar elde etti.
Noel Sharkey, şimdiye kadar 21 ülkenin bu sözleşmeyi yenilemek için kampanyaya destek verdiğini belirterek, "Yasaklanmasını istediğimiz silahlar, kendi seçtikleri hedefleri takip ederek, insan kontrolü olmadan insana karşı şiddet uygulayabilecek silahlar. Bu silahları yasaklamaktan başka şansımız yok, aksi halde ne olacağı öngörülemez” diyor.
Hangi meslekler etkilenecek?

McKinsey, küresel anlamda en çok etkilenecek meslekleri ise şöyle sıralıyor: Mortgage komisyoncuları, hukukçulara yardımcı iş alanları, muhasebeciler, back-office çalışanları [doğrudan satış veya ticaret yapmayan, ofisin diğer işleriyle meşgul olan çalışanları].
Otomasyondan en az zarar görecek mesleklerse, doktorlar, hukukçular, öğretmenler, barmenler olarak belirtilmiş. Gelir düzeyi düşük spesifik bazı işler de otomasyondan az zarar görecek. Bunlar arasında bahçıvanlar, tesisatçılar, bakımevi çalışanları gösterilmiş.

McKinsey'in altını çizdiği önemli bir nokta var. Dünyada önümüzdeki 15 yıl içinde tıpkı 1900'lü yıllarda tarımsal ekonomiden endüstriyel hayata geçişin yaşandığına benzer bir sürecin yaşanması bekleniyor. Sevindirici taraf ise, Noel Sharkey'in de öngördüğü gibi, teknolojiye bağlı yeni iş kollarının doğacak olması. Uzmanlar, bu süreci 1980'lerde bilgisayarın hayatımıza girmesine benzetmiş. Bu yıllarda nasıl teknoloji destek iş gücü ve online iş geliştirme gibi alanlarda yeni iş tanımları yapıldıysa, hayatın daha dijital hale gelmesi yeni iş kollarının doğmasına da neden olacak.

800 milyon kişi işini kaybedecek

Özel sektöre ilişkin araştırmalar yapan düşünce kuruluşu McKinsey Global Institute, 2030 yılına kadar dünya çapında 800 milyona yakın kişinin yerini robotik otomasyonun alacağını duyurdu. Tam 46 ülkede 800 iş kolu üzerinde yaptığı araştırmanın sonucunu geçen hafta açıklayan kuruluş, küresel işgücünün beşte birinin otomasyondan olumsuz etkileneceğini iddia ediyor.
İş kaybının üçte birinin Almanya, ABD gibi zengin ülkelerde olacağı belirtilirken, sadece ABD'de 39-73 milyon kişinin işinden olacağı öngörülüyor. McKinsey'in tavsiyesi şu: "2030 yılına kadar 75-375 milyon arası çalışanın mesleklerini değiştirmesi, yeni beceriler öğrenmesi gerekiyor."
En çok iş kaybedecek üretim gücünün makine operatörleriyle gıda sektörü işçileri olacağı söyleniyor. İşin sevindirici tarafıysa bu çalışanların yaklaşık 20 milyon kadarının kolaylıkla diğer sektörlere nakledilebileceği.

Zengin olmayan ülkelerinse otomasyona fazla yatırım yapamadıkları için bu ekonomik değişimden fazla etkilenmesi beklenmiyor.Bu ülkelere bir örnek olarak Hindistan gösterilmiş. Hindistan'da işlerin sadece yüzde 9'u makinelere bırakılacak.Otomasyonun ülkeler üzerindeki etkisi dört etkene bağlı: gelir seviyesi, ücret oranları, demografi ve endüstri yapılandırması. Raporda, Türkiye'ye ilişkin bir rakam bulunmuyor.

İstanbul’da gayrimenkul fiyatları önemli oranda artmış durumda

Konutlarda ortalama metrekare fiyatı 3 bin 700 TL’lere ulaştı. Bu süreçte kimi ilçeler öne çıkarken kimileri ise geride kaldı. Yatırımcısını sevindiren ve üzen ilçeleri Zingal.com ve REİDİN işbirliğiyle araştırdık. Buna göre son beş yılda fiyatlar Maltepe’de yüzde 168 artarken, Beyoğlu’ndaki artış ise sadece yüzde 28 oldu.
Gayrimenkul değerleme platformu REİDİN verilerini kullanarak Zingat. com tarafından Ekonomist Dergisi’ne özel yapılan çalışma ile İstanbul’un son beş yıl içinde gayrimenkul fiyatı en çok artan 10 ilçesi ile gayrimenkul fiyatı en az artan ilçesini ortaya koyduk. Buna göre yüzde 168’lik m2 fiyat artışı ile Maltepe İstanbul’un son beş yılda en çok değerlenen ilçesi olurken onu yüzde 153’lük artışla Ataşehir, yüzde 143’lük artışla Şile izledi. Listede kalan sıraları ise yüzde 138 ile Silivri, yüzde 134 ile Küçükçekmece, yüzde 132 ile Büyükçekmece, yüzde 132 ile Üsküdar, yüzde 131 ile Zeytinburnu, yüzde 131 ile Gaziosmanpaşa, yüzde 128 ile Güngören aldı.

Son beş yıllık süreçte gayrimenkul fiyatı en az artış gösteren ilçeler listesinde ise yüzde 28’lik artışla Beyoğlu birinci olurken, onu yüzde 74’lük artışla Adalar, yüzde 77’lik artışla Tuzla izledi. Listenin geri kalanında sırasıyla yüzde 81 ile Avcılar, yüzde 86 ile Beykoz, yüzde 91 ile Esenler, yüzde 91 ile Sarıyer, yüzde 92 ile Sancaktepe, yüzde 94 ile Beylikdüzü, yüzde 94 ile Beşiktaş bulunuyor.

GELECEKTE NE OLACAK?

Metro, hızlı tren gibi projelerin etkisiyle değerini artıran Maltepe’nin önümüzdeki yıllarda da yaşadığı dönüşümle prim potansiyeli barındırdığına vurgu yapılıyor. İstanbul Finans Merkezi’nin yanında konumlanan Ataşehir’in ise önümüzdeki dönemde açılması planlanan metro projeleriyle bir miktar daha değer kazanacağı tahmin ediliyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantı yollarının İstanbul’a daha da yakınlaştırdığı Şile, tüm bağlantı yollarının tamamlanmasıyla önümüzdeki dönemde İstanbul’un yeni banliyösü haline gelecek. Bu durum da ilçenin prim potansiyelinin bulunduğunu gösteriyor.

Küçükçekmece, Zeytinburnu, Gaziosmanpaşa ve Güngören ilçeleri ise kentsel dönüşümün hızlanması beklenen bölgeler olarak dikkat çekiyor. Çürük yapı stokunun kentsel dönüşümle yenilenmesi halinde bu ilçelerin değer kazanmaya devam etmeleri bekleniyor. Büyükçekmece’nin ise Yavuz Sultan Selim Köprüsü bağlantı yolları ve metro projeleriyle önümüzdeki beş yıllık süreçte değer kazanacak bölgeler arasında yer aldığı ifade ediliyor.

Maltepe’de projeler geliştiren şirketlerden biri de Teknik Yapı. 2010 yılından itibaren şirket olarak raylı sistemin ulaştığı bölgelere odaklandıklarına dikkat çeken Teknik Yapı Yönetim Kurulu Başkan Vekili Umut Durbakayım, Maltepe’nin de bu bölgelerin başında yerini aldığını vurguluyor. Bir bölgenin gelişmesinde ulaşım projelerinin büyük etkisi olduğunu belirten Durbakayım, “Teknik Yapı olarak raylı sistemin ulaştığı bölgelere yatırım yapma kararımız çerçevesinde Kadıköy’den diğer bölgelere de açılmış olduk. İstanbul’un en çok değer kazanan bölgeleri ulaşımı kolaylaşan bölgeler oluyor” diye konuşuyor.

KADERİ DEĞİŞTİ

Yaptığımız araştırmada en az değer kazanan ilçe İstanbul’un merkezindeki Beyoğlu oldu. Geçmişte ticari gayri-menkullerden konutlara kadar en çok tercih edilen bölgelerin başında yer alan Beyoğlu, Gezi Parkı eylemleri, terör olayları gibi nedenlerle son yıllarda kabuk değiştirdi. Geçmişte yabancı uyruklu çalışanların tercih ettiği bölge, eğlence mekanlannın üssü iken yaşanan olaylar nedeniyle deyim yerindeyse yıldızı söndü.

Beyoğlu’nda yaptığı dönüşüm projeleriyle bilinen Keten Grup’un yönetim kurulu başkam Ferhat Keten, Beyoğlu’nun Gezi Parkı eylemiyle inişe geçtiğini, terör olayları ile de dip yaptığını ifade ediyor. Beyoğlu’ndaki restoranlardan masalann kaldırılmasıyla kaliteli mekanların bölgeyi terk etmesinin olumsuz etkilerinin Gezi Parkı olayları ile daha da derinleştiğini ifade eden Keten, şunları söylüyor: “Gezi Olayları’nı izleyen süreçte yabancılar bölgeyi terk etti. İstiklal Caddesi’nin bakımsızlığı, Babylon’un gidişi bölgenin kaderini değiştirdi. Tiyatrolar ve kültürel mekanlar kapandı. Bölgede turist profilinin Araplara doğru evril-mesiyle birlikte düşüş süreci hızlandı. Oradaki sosyal hayatı teşvik etmek lazım.”

Beyoğlu’nda fiyatların ciddi oranda düştüğünü belirten Ferhat Keten, İstiklal Caddesi’nde yüzde 65’lere varan oranda kira gevşemeleri olduğunu, fiyatların bu konjonktürde daha da gevşemeye devam edebileceğini de vurguluyor. Bölgede konut fiyatlarının dolar bazında gevşediğine işaret eden Keten, TL bazında gevşeme olmasının beklenmediğini de belirtiyor.

ARAP YATIRIMCI ETKİSİ

İstanbul’da fiyaüarı geçmiş yıllarda Arap yatırımcı etkisiyle yükselen Adalar’da önümüzdeki dönemde dramatik bir artış beklenmiyor. İstanbul’un sayfiyesinden yeni banliyösüne dönen Tuzla ile Avcılar’da da benzer bir beklenti hakim. Beykoz’da Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantı yolları ile imara açılan yeni bölgelerinin etkisiyle bir miktar daha yükseliş olabileceğine dikkat çekiliyor. Esenler ise önümüzdeki dönemde dönüşümle öne çıkacak bir bölge olarak anılıyor. Yavuz Sultan Selim Köprüsü ile değer kazanan Sarıyer’in metro hattının devreye alınmasıyla bir miktar daha prim yapması bekleniyor. Metro hattıyla değer kazanacak olan Sancak-tepe ve Beylikdüzü de değerlenme potansiyeli taşıyan ilçeler arasında yer alıyor. Metrekare fiyatlarının çok yükseldiği Beşiktaş ise önümüzdeki yılın sonunda açılması planlanan metro hattı ile değer kazanma potansiyeli taşıyor.

GASTRONOMİ TURİSTİ DAHA ÇOK HARCIYOR

Geçen yıl turizmdeki yüzde BO'luk daralmayla birlikte Türkiye'yi ziyaret eden yabancı sayısı 25 milyon 352 bine, turizm gelirleri ise 22 milyar dolara düştü. Bu yıl geçen yıla göre sektör toparlanma eğilimine girse de Türkiye'nin 2023 turizm hedefi olan 50 milyon turist ve 50 milyar dolar turizm gelirine ulaşması çok da kolay görünmüyor. Bu noktada turism çeşitlerinin artması şart.
Bugün turizmde kıyı, doğa, kültür, inanç, termal, sağlık gibi alanlar öne çıkıyor. En son gastronomi turizmi de ulusal turizm politikalarında yer almaya başladı. Çünkü insanlar artık sadece hoş vakit geçirmek için bir ülkedeadiğer bir ülkeye gitmiyor.

Artık lezzetli bir yemeği tatmak kadar o yemeğin nasıl yapıldığını da görmek, tecrübe etmek istiyorlar. Türkiye zengin mutfak kültürüyle de bu ihtiyacı karşılayabilecek ülkelerden biri. Gastronomi Turizmi Derneği ve Xsights Araştırma'nın altı aylık çalışmasıyla ortaya çıkarılan gastronomi turistlerine yönelik araştırmanın sonuçları da gösteriyorki, gastronomi için Türkiye'ye gelen turistlerin harcamaları daha yüksek, öyle ki bir turist Türkiye'de günde ortalama 83 dolar harcarken gastronomi turisti 136 dolar harcıyor. Ortalama yedi gün kalan gastronomi turisti, bu süre zarfında harcadığı 945 doların 259 dolarını yeme-içmeye veriyor. Normal bir turist ise dokuz gün kalıyor ve B37 dolar harcıyor. Bunun ise sadece 180 dolara yakınını yeme-içme için ayırıyor.
Bu araştırma aslında gastronomi turistinin daha fada para harcama eğiliminde olduğunu gösteriyor. Peki bu turisti çekmek için neler yapılabilir? Gastronomi Turizm Derneği Başkanı Gürkan Boztepe, bunun için Türk mutfağının tanıtımına önem verilmesi gerektiğinin altını çiziyor. Boztepe, zengin bir mutfak kültürümüz olsa da farklı pişirme yöntemleri ve yemek tariflerinin geliştirilmesi gerektiğini de söylüyor. Gürkan Boztepe, gelen turiste gastronomide otantik bir deneyim yaşatmanın önemine de vurgu yapıyor. https://beykoz.edu.tr/content/editor/5a7a979f7894c_beykoz-universitesi-temmuz-agustos-2017-medya-iletisim-raporu.pdf